Osmanlı Tarihi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Osmanlı Tarihi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Osmanlı Padişahlarının Hiç Bilmediğiniz İlginç Özellikleri


600 yıllık Osmanlı tarihi 36 farklı padişahın yönetimine tanıklık etti. Tarih derslerimizde bu insanların yaptıkları büyük icraatlar anlatılıyor fakat birşey unutuluyor. Bu padişahların her birinin farklı özellikleri, farklı ilgi alanları vardı. İşte tarihin biraz daha özel hayat kısmı diyebileceğimiz, bazı Osmanlı padişahlarının pek bilinmeyen özellikleri. Osmanlı padişahlarının hiç bilinmeyen ilginç özellikleri Osman Gazi Güreşe çok meraklıydı, askerleri ile antremanlar sırasında güreştiği bilinmektedir. Bunun yanında gönlü bol bir insandı. Orhan Gazi Orhan Gazi iyi bir padişah aynı zamanda iyi bir seyyahtı. O dönemde Osmanlının yüz civarında kalesi bulunuyordu. Orhan gazi zamanının çoğunu bu kaleleri teftiş etmek ve dolaşmakla geçirirdi. Yıldırım Beyazıt Asla geri adım atmayan, sinirli, insanların tedirgin olduğu bir padişahtı. Ata binmek ve silah kullanmak konusunda çok maharetliydi. Ayrıca Osmanlı devletinde şiir yazdığı bilinen ilk padişahtır. süs havuzları çok hoşuna giderdi.

 Fatih Sultan Mehmetten önce İstanbulu kuşatsa da alamamıştır. 1. Mehmet Henüz şehzadeliği esnasında tüm diyara güreşte olan mahareti ile nam salmıştı. Avcılık konusuna aşırı derecede ilgiliydi. Nitekim bir av esnasında yaban domuzu kovalarken attan düşüp vefat etmiştir. Fatih Sultan Mehmet Devlet işlerinden arta kalan zamanı sarayın bahçesinde ağaç, sebze ve çiçek yetiştirmekle geçirirdi. Okçuluğa özel ilgisi vardı bu yüzden Savaş alanlarında ve eğitimlerde okçu birliklerine özellikle önem gösterirdi. Yavuz Sultan Selim Savaşçı kişiliği ile ön plana çıkan Yavuz Sultan Selim yeniçeri geleneklerine bağlı bir padişahtı, bu yüzden diğer padişahlar gibi sakal bırakmazdı. Uyumayı pek sevmez, bir günde sadece 3 - 4 saat uyurdu. Kanuni Sultan Süleyman 46 yıllık hüküm süresi ile en uzun süre tahtta kalan padişah olarak tarihe geçmiştir. Kanuni Sultan Süleyman zanaat olarak kundura imalatçılığı yapmaktaydı. Bunun yanında iyi bir hat ustasıydı. Değerli taşları işleme konusuna özel ilgisi vardı.

 1. Ahmet Henüz çocuk sayılabilecek yaşta 13-14 yaşlarında tahta çıkmıştır. Ayrıca tahta çıktık dan sonra sünnet olan ilk padişahtır. 4. Murat Gücü ve cüssesi ile tanınan 4. murat aynı zamanda uyguladığı tütün ve içki yasakları ile bilinir. Bu yasaklara uymayan pek çok kişiyi öldürtmüş bazı zamanlar ise öldürme işini bizzat kendisi yapmıştır.  Neredeyse her akşam kılık değiştirip halkın arasına katılır ve bizzat gözlem yapardı. 4. murat hakkında Bir kılıç hamlesi ile atı ortadan ikiye böldüğü, attığı bir okun mermiden ileriye düşmesi gibi pek çok olay kaynaklarda yazmaktadır. Savaşlarda kullandığı 250 kiloluk gürzü top kapı sarayında sergilenmektedir. 2. ABDÜLHAMİT Zanaat olarak oymacılık ve marangozluğu öğrenmiştir. Ayrıca antika eşyalara özel ilgisi vardı. Saraydan ayrılamadığı için bulabildiği tüm seyahatnameleri tercüme ettirip okumuştur.
KAYNAK

Kırım Savaşı


Kırım Savaşı, 4 Ekim 1853-30 Mart 1856 tarihleri arasındaki Osmanlı-Rus savaşıdır. Birleşik Krallık, Fransa ve Piyemonte-Sardinya'nın Osmanlı tarafında savaşa dâhil olmasıyla savaş, Avrupalı devletlerin Rusya'yı Avrupa ve Akdeniz dışında tutmak amacıyla verdiği bir savaş halini almıştır. Savaş, müttefik güçlerinin zaferiyle sonuçlanmıştır.

Türkler Ve Afrika

Türkler Afrika sahnesinde XII. Yüzyılında görülmeye başlandı. Mısır'daki fatimiler Devleti'nin yıkılması üzerine önce Eyuplu Türk devleti sonra da kölemen ler Devleti kuruldu. 1517 de kölemenlerin hükümdarlığına son verildi ve Osmanlı Türkleri bütün Kuzey Afrika'yı ellerine geçirdi.

Afrika'daki Türk hakimiyetinin zayıflamaya başladığı sıralarda birinci Napoleon mısır Seferi başlattı. Bu sefer İngilizleri harekete geçirdi. Napoleon 3 yıldır emdikten sonra geri çekilmek zorunda kaldı. Bu Topraklara 10 yıl kadar süre içinde Mehmet Ali Paşa Mısır'da bağımsız bir devlet kurdu. 

Bütün bunlar olurken Avrupa devletleri nedensiz bir şekilde Afrika kıtasına göz dikti. 1. 30 yılında başlayarak Fransa, İngiltere ve İtalya bütün Kuzey Afrika'yı işgal ettiler. 2. Dünya Savaşı'nda da bu durum pek değişmedi ve Almanlar Ne yapıp ne ettilerse Kuzey Afrika'ya girmeyi başaramadılar. Bugün Kuzey Afrika'da Bunların hepsi bağımsızlığını kazanmıştır yalnız Cezayir mücadele halindedir. 

Osmanlı’da Cadılar Vampirler ve Büyücüler


Her konuda anlatacak bir hikâyesi olan Evliya Çelebinin elbette “sihir”, “büyü” ve “cadılar” hakkında da anlatacak bir şeyleri vardır. Seyahati boyunca karşılaştığı pek çok egzotik hikâyeyi, şahit olduğu tılsım, cadı, büyü, büyücü olaylarını ve gözlemlediği doğaüstü varlıkları eserinde anlatır. Kendinden önceki tılsım ve efsanelere atıfla tecrübe ettiği bu hadiseleri yorumlar. Hatta bilinen en eski “Vampir” hikâyelerinden birini onun naklettiği, bu yönüyle klasik “Drakula” öykülerine temel teşkil ettiği konusunda tüm tarihçiler hemfikridir. Evliya Çelebi Seyahatnamesinin çeşitli bölümlerinde “harikulade hadiseler” dediği bu olaylara dair pek çok değişik anlatımlar yapar.


Meydanlarda, paşa konaklarında, ziyafet ve şenliklerde şahit olduğu sihirbazlık, hokkabazlık, madrabazlık gibi gösterilerden bahsederken bunların “temaşa” – “gösteri” yönünü vurgular. Fakat, Evliya’nın anlattığı 3 farklı Cadı, Büyü, Büyücü olayı vardı ki olayları şahsi tecrübelerine dayandırarak ve hakikat ile sarmalayarak, şahitler huzurunda ortaya koymaktadır.Evliya Çelebi deyince aklımıza hep “damdan dama atlarken donankedi” hikâyesi gelir. Hâlbuki Evliya’nın seyahatnamesinde daha ne “tantanalı” olaylar vardır da bilinmez. Seyahatname bizde unutulup gitmişken 1830’lerde Avrupalılarca keşfedilir.İlk olarak Alman tarihçi Hammer’in dikkatini çeker ve şöhret bulur. Eserden İngilizce, Almanca, Yunanca, Ermenice dillerinde seçkiler yayınlanır. Anavatanında ise Evliya sansüre uğrar, sürmen altı edilir. Tam bir baskısının yapılması için ise 150 yıl beklemek gerekecektir.


Evliya, 17 asır bağlarında yani imparatorluğun en mutantan zamanında İstanbul, Unkapanı’nda dünyaya gelir. Arapça, Farsça, Rumca, Latince öğrenir, hafız olur, 25 yaşına kadar İstanbul’daki tahsil hayatı devam eder. Fakat içindeki gezip görmek tutkusuyla kıvranmaktadır. Evliya bu husuta “Peder ü mâder ve üstâd birader kahrından nasıl kurtulur da cihangeşt olurum” demektedir. Böylece Evliya’nın 70 yılı aşkın ömrünün 51 yılın geçireceği bir diyardan başka bir diyara uzanan, 257 şehir, 7 iklim 18 padişahlık tutan gezisi başlar. Bu süre zarfında evlenmeye ise vakit bulamaz. Gezip gördüklerini, başından geçen olayları ve kendisine anlatılanları akıcı dili ve ilgi çekici üslubuyla “Seyahatname” adını verdiği eserinde yazıya döker. 10 cilt 4 bin sayfalık eser bütün dünya tarihinin en ilginç kaynaklarından biridir.

Cadılar Savaşa Tutuşuyor


Evliya Çelebi, hicri 1076 şevvalinin 20. gecesi Hatukay Çerkez diyarının 300 küsur haneli Pedsi köyünde cadıların gökyüzündeki savaşına şahit olur. Zifiri karalık bir gecede yıldırımlar aniden kıyametler gibi kopmaya başlar. Ortalık Çerkez kadınların nakış işleyebilecekleri kadar aydınlanır. Durumdaki harkuladeliği sezen Evliya civardaki Çerkezlere sorup, “vallahi yılda bir defa böyle karakoncolos gecesi olur, Çerkez oburları (cadıları) ile Abaza oburları göklere uçup ceng-i azim eder, vuruşurlar” cevabını alır. Sonrada dışarı çıkıp korkmadan seyr-i temaşa etmesi tavsiye edilir. Yetmiş, Seksen kişiyle birlikte dışarı çıkan Evliya, büyük ağaçlar, küpler tekneler, hasırlar araba tekerleri, fırın söykeleri ve daha nice benzer eşyalara binmiş Abaza cadılarıyla, at ve sığır leşlerine, deve ölülerine binmiş, ellerinde yılanlar, at deve kelleleri olan Çerkez cadılarının savaşa tutuştuğunu hayerler içerisinde görür. Tam 6 saat süren bu vuruşmada kulakları sağır eden bir gürültü ortalığı kaplar. havadan yere keçe, sırık, küp, Tekne, kapı gibi eşya parçalarıyla, araba tekerleri, en nihayet at, insan ve sair hayvan uzuvları yağmaktadır. 7 Abaza oburu ve 7 Çerkez oburuyla sarmaşıp yere düşerce, Çerkez cadıları hemen 2 Abaza cadıyı kanlarını emerek öldürür ve ölülerini ateşe atarlar.

 Horozların ötmesiyle biten savaşın ardından oburlar (Cadılar)da giderler.Evliya böyle hikâyelere dair gayet “münkir” olduğunu fakat kendisiyle birlikte bilcümle zevatında bunu görüp hayretler içinde kaldıklarını belirterek, ahalinin de 40 – 50 yıldan beridir bu denli şedid bir “karakoncolos gecesi” görülmediklerini söyler.

Insan Kanı İçen “Yaşayan” Cadılar (Vampirler)


Yine Evliya Çelebi’nin anlatılanlardan naklettiğine bu diyarlarda yaşayan cadılarda vardır ki halkın arasında gezer de bilinmez. Fakat vakti zamanı gelip kudurunca, tuttuğu birinin kulağı arkasından kadını emer. Adam gün be gün hasta olur. Derhal akrabaları bir “cadı üstadı” bulup köy, kasabai şehir şehir dolanıp gözleri kan içmekten kan çanağına dönmüş cadıyı aralar ki yakalayıp zincire vuralar.3 gün 3 gece zincire vurulan cadı, yaptığını ve cadılığını itiraf ettiğinde hemen yatırılıp göbeğine böğürtlen kazığı çakılır. Çıkan kan, kanı emilmiş adamın yüzüne gözüne sürülünce hasta derhal şifa bulur. Cadının leşi de ateşe atılıp yakılır. Bu cadılık derdi taundan (vebadan) fenadır, Moskof, Leh, Çek taraflarında hayli yaygınadır vesselam. *** Dr. Stefanos Yerasimos, Evliyâ Çelebi’nin Kafkaslara dair bu anlatısında egzotizminin izlerini aramaktadır.

Yerasimos’a göre Osmanlıların Kafkaslardaki hâkimiyetinin kısa sürmüş olması ve yöreye fazla ilgi göstermeyişleri burayı Osmanlılar için egzotik bir iklime büründürmüştür. Bu nedenle Yerasimos, “havalarda atlarla uçuşan cadılar” , “cesetlere saplanan kazıklar”, “zincire vurulan vampir hikâyeleri” Evliyâ’nın egzotik bir coğrafyaya doğaüstü mit ve efsaneleri yerleştirme ihtiyacından doğmuş olabileceğini sorgular. Ancak Dr. Başak Öztürk Bitik, söz konusu eser Seyahatnâme olunca “egzotizm” seçeneğine kolaylıkla evet demenin çok da mümkün olmadığını belirterek; Evliyâ’nın şahit olduğunu söylediği ikinci cadı vakası, Osmanlılar için pek de egzotik olamayan bir mekânda, Bulgaristan’ın bir köyünde gerçekleşitiğinin altını çizer.

Alıntı; http://tarihvemedeniyet.org/2012/10/osmanlida-cadilar-vampirler-ve-buyuculer.html

Anadolu Selçuklu Devleti


Anadolu Selçuklu Devleti, Oğuz Türklerinin Anadolu'yu aldıktan sonra kurdukları büyük bir Türk devletidir. Anadolu Selçuklu Devleti 1077 yanında 1308 yılına kadar sürmüştür. Anadolu Selçukluları tarih üç devreye ayrılır.
1. Kuruluş devri 1077-1204
2. Genişleme Devri 1204-1243
3. Zayıflama Devri 1243 -1300

Anadolu Selçuklu Devleti kuruluş devri

Büyük Selçuklu hükümdarı Alp Arslan'ın oğlum Melikşah kutulmuşoğlu Süleyman Bey'i, Kızılırmak ın batısında kalan toprakları zaptetmek ile görevlendirilmiştir tarih 1074 Süleyman Bey ordusunu toplayarak Kızılırmak'ın batısına geçti. İlk olarak Kayseri yakınında karşılaştığı bir Bizans ordusunu yendi. Kazanılan Bu başarı Süleyman beyin daha batıya ilerlemesine yol açtı. Süleyman Bey Marmara Bölgesi'nde kadar uzandı ve İznik şehrini zapt edip kendisine Başkent yaptı. Sonra da bir İzmit üzerinde Üsküdar'a Boğaziçi kıyıları ne kadar tüm toprakları fethetti.

Süleyman beyin elde etti bu başarılar kardeşim Mansur Paşa'yı çok kıskandırdı. Süleyman Bey kardeşinin Bir İsyan hazırlandığını haberini aldı durumu hemen Melikşah bildirerek Ondan yardım istedi. Çok geçmeden gelen ordunu yardımı ile yapılan isyanı bastırdı. Bütün bu olaylar olurken Selçuklu Devleti Bir Hayli yıpranmış durumdaydı. Orduları düzensiz bir hal almış Birlik düzenini dağılmıştı. Bu sıkıntılı dönemden dolayı Melikşah aldı toprakları kendisine ait olmak üzere Anadolu sultanlığının Süleyman Bey'e teslim etti. İşte böylece Anadolu sultanlığı devreye girmiş Anadolu Selçuklu Devleti kurulmuştur.

Kutulmuşoğlu Süleyman 1077 ve 1086 yıllar arasında bu devlette hüküm sürdü. Ölümü ise Halep önlerine yaptığı bir seferde savaşırken öldü. Hemen ardından ölüm sebebiyle Anadolu'da bir çok karışıklıklar meydana geldi. Birinci Kılıçarslan Anadolu'ya gelerek babasının ülkesine sahip çıktı. Ülke kısa sürede normale döndü.

Birinci Kılıçarslan 1092 ve 1106 yılları arasında Anadolu Selçuklu Devleti'ne hüküm sürdü kurdu yeni düzenli ordu ile bizanslıların üzerine yürüdü. Ordunun kuvvetlenmesini göre Bizanslılar papaya başvurarak yardım istedi. Tam da bu tarihlerde bizlere karşı Haçlı Seferleri hazırlığı yapılıyordu. Birinci Kılıçarslan Yalova civarında ilk Haçlı seferine hazırlığını yapmış ve bekliyordu. bu savaş esnasında ne kadar başarılı olursa da izni ki haçlılara bırakmak zorunda kaldık.

Tabii bizim deli oğlan yerinde durmayarak ben doğrularımda atarak Haçlı Seferi'nin Kuran orduların Peşine Düştü birçok zorluğa rağmen Kudüs'e girmeyi başardık. Unutmadan ilk Kudüs Haçlı ordusunda bulunuyordu. En parlak dönemi Melikşah önemi olmuştur Bir yandan da mengüçler ve saltuklular beyliklerine son verirken, bir yandan da Ermenilerin elinde bulunan kandelor Kalesine aldılar.

Türkler'de Avcılık


Eski Türklerde avcılığa büyük bir merak vardı ve en önemli faaliyet arasındaydı. Avcılık gençlerin savaşa hazınmalarında büyük bir güç ve esneklik katardı. Avlar kement, ok ve sonraları ise tüfekle yapılıyordu. Bazen av hayvanın da bulunmasında, bazen de vurulan avın taşınmasında yazı ve köpeklerden yararlanılırdı. 

Osmanlı Türkleri, aynı şekilde avcılığa çok önem vermiştir. Başta padişahlar  olmak üzere, hemen hemen bütün devletler avcılıkla ilgilenirler di. Padişahlar ava çıktıkları zaman geceleri konaklayacakları köşkler yaptırmışlardır. Bunun sebebi av sporunun günlerce süreceği olmuştur. Hatta l.Orhan'ın oğlu Süleyman paşa av yakalamak isterken ölmüştür. Yıldırım Beyazıt yanında 5 bin kişi ile ava çıkarlardı. Bu gelenekte genelde av yerleri İstanbul'da Kağıthane, Üsküdar tarafları olurdu. 

En çok avlanan hayvanlar ise; geyik, domuz, kurt, tilki gibi hayvanlar avlanırdı. O dönemde Almanya'da ise bu hayvanları sadece ileri gelenler avlayabilir ve kesinlikle halktan kişiler avlanması yasaktı.