ilginç keşifler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ilginç keşifler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Nemrut Dağı Anıt Ve Kralların Mezarları

nemrut dağı, mezar, ve anıtlar

Nemrut Dağı (2552m), Türkiye'nin güneydoğusunda, Adıyaman'a 87 km uzaklıkta, Fırat Nehri vadisinin üzerinde, Toros Dağları'nın bir parçasıdır. Kommagene Krallığının (M.Ö. 163-72 MS) Antiochos I (M.Ö. 69-36) mezarlarının geniş kalıntılarıdır. Seleucid İmparatorluğu'nun (M.Ö. 312 M.Ö. 636) M.Ö. 3. yüzyılın sonlarında MÖ II. Seleucid kralı Büyük Antiochus'un hükümdarlığı döneminde Kommagene kontrolünü kazandığına inanılmaktadır. Bu kontrol c'ye kadar sürdü. MÖ 163, yerel satrap, Kommagene'li Ptolemaeus, Seleukos kralı Antiochus IV Epiphanes'in ölümünden sonra kendisini bağımsız bir yönetici olarak kurdu. Kommagene Krallığı, İmparator Tiberius tarafından bir Roma eyaleti yapılıncaya kadar MS 17'ye kadar bağımsızlığını korumuştur. I. Mithridates, güçlü devleti oluşturmak için bölgedeki Persleri, Makedonları ve diğer toplulukları bir araya getirdi. Mithridates I'den sonra Antiochos I (M.Ö 69-36) Conmmagene kralı oldu ve krallığını Suriye, Mezopotamya ve Roma arasındaki önemli ticaret yollarında stratejik bir kavşak olarak geliştirdi.

Nemrut Dağı'nın tepesindeki sığınak Antiochos I tarafından bir mezarlık anıtı olarak yapıldı. 50 m yüksekliğinde ve 150 m çapında ve 50.000 metreküp çakıldan oluşan konik şekilli bir tümülüstür. Tapınakta Doğu, Kuzey ve Batı taraflarında üç teras vardı. Bir zamanlar üçünü de süsleyen heykellerin kalıntıları, Antiochus'un muhteşem yapısının büyüklüğü ve ihtişamı hakkında bir fikir veriyor. Apollo, Zeus, Herkül ve Antiochos I muazzam başkanları ve birkaç Yunan ve Pers tanrısı çevreliyor. Kompleks ayrıca bir mağara sarnıcı, bazı kabartmalar ve sütun kalıntıları içermektedir. Kommagene, Zerdüşt inancını uygulayan ve tanrılara Zeus-Orimasdes ve Apollo-Mithras gibi birleşik Doğu ve Batı isimleriyle ibadet eden yarı İranlı insanlar olarak tanımlanmıştır.

1881 yılında Alman Arkeolog Karl Sester tarafından yeniden keşfedildi. Siteyi 1883 yılında İstanbul Arkeoloji Müzesi'nin kurucusu ve yöneticisi Osman Hamdi Bey ziyaret etti. 1984 yılında, Münster Üniversitesi'nden Friedrich Karl Dörner başkanlığındaki Alman arkeologlar anıtları araştırmaya ve restore etmeye başladı. Antakya mezar odası henüz bulunamamıştır.
İnsülün Direnci

Tarihi Miras Göbekli Tepe

göbekli tepe kazıları

Göbeklitepe, Şanlıurfa ilçesinin 15 kilometre kuzeydoğusunda, Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu bölgesinde bir dağ sırtı üzerine inşa edilmiş bir Neolitik tapınaktır. Göbeklitepe'nin bilinen en eski insan yapımı dini yapı olduğu söylenir.

Göbeklitepe, bir tepenin üstüne yerleştirilmiş, çoğunlukla dairesel ve oval şekilli yapılar dizisidir. Kazılar, Göbeklitepe'nin iki aşamada inşa edildiğini ortaya çıkarmıştır. İlk aşama, MÖ 9.000 kadar erken inşa edildi. İlk kazı, 1964 yılında İstanbul Üniversitesi ve Şikago Üniversitesi tarafından yapıldı ve tepenin tamamen doğal bir özellik olamayacağını kabul etti ve Bizans mezarlığının altında durduğunu iddia etti. 1994 yılında, Alman Alman Arkeoloji Enstitüsü'nde çalışan arkeolog Klaus Schmidt, siteyi ziyaret etti ve aslında çok daha eski bir Neolitik alan olduğunu kabul etti. 1995'ten beri, Alman Arkeoloji Enstitüsü ve Şanlıurfa Müzesi tarafından Schmidt yönetiminde kazılar yapılmıştır.

Her yuvarlak yapının çapı 10 ila 30 metre arasındadır ve tümü 3 ila 6 metre arasında değişen ve güneydoğuya bakan, büyük, çoğunlukla T şeklinde, kireçtaşı sütunlarla süslenmiştir. Kireçtaşı döşemeleri, tepenin 100 metre yakınında bulunan ana kaya çukurlarından taşlanmış ve Neolitik işçiler ana kayayı oymak için çakmaktaşı kullanılmıştır. Her bir dairenin merkezinde iki sütun bulunur ve muhtemelen bir tavanı desteklemeye yardım eder ve sekize kadar sütunlar odaların duvarları çevresinde eşit olarak yerleştirilir. Sütunlar arasındaki boşluklar işlenmemiş taşla kaplıdır ve duvarın kenarlarındaki her bir sütun takımı arasında taş banklar vardır.

Sütunların çoğu oyulmuş hayvan kabartmaları ve aslanlar, boğalar, yaban domuzu, tilkiler, ceylanlar, eşekler, yılanlar ve diğer sürüngenler gibi soyut esrarengiz piktogramlarla, karıncalar ve akrepler, örümcekler ve vinçler ve kuşlar gibi böcekler ile dekore edilmiştir. akbabalar. En son kazı sezonunda, arkeologlar bir insan heykelini ve bir akbaba başı ve bir domuzun heykellerini ortaya çıkardılar. Arkeologlar, bu T-şekillerini stilize edilmiş insanlar olarak yorumluyorlar, çünkü esas olarak bazı sütunlarda görünen insan ekstremitelerinin tasviridir. Göbeklitepe'de az sayıda insansı figürü su yüzüne çıkmış, ancak Schmidt'in Neolitik Kuzey Afrika'da bulunan Venüs accueillante figürlerine benzeyen çömelmiş bir pozisyonda ve alçak kabartmada bulunan akbabalarla kaplanmış bir ceset figürüne benzeyen çömelmiş pozisyonda çıplak bir kadının oyulmasını içermektedir.

Truva Tarihi

tarihi truva kenti

Homer'in epik şiirinde anlattığı Truva Savaşı bölgesi olarak bilinen antik kenti İlyada , 1998 yılında Dünya Mirası Listesi'nde yazılıydı. M.Ö. 4. yüzyıla kadar uzanıyor. Çanakkale ili sınırları içinde eski İda Dağı. Dünyanın en ünlü arkeolojik alanlarından biridir.

Truva, ilk olarak Homer'in epik şiirinde , Troya Savaşı'nın antik bölgesi olarak tanımlandığı İlyada anılmıştır . Trojan Efsanesi'ne göre, deniz tanrıçası Tethys ve Atlantik Denizi'nin titanı Oceanus'un Electra adında bir kızı vardı. Electra, Zeus'un karısı olacak ve Dardanus'u doğuracaktı. Dardanus'un oğlu Tros, Truad adında bir şehri, oğlu Ilus ise Truva şehrini bulacaktı. Truva Savaşı'na yol açan rezil güzellik yarışmasının alanı İda Dağı'na yakındı. Yarışmanın üç güzeli Hera, Athena ve Afrodit idi ve Paris yargıçtı. Paris, Afrodit'i seçti, Afrodit, Paris'e Sparta kralının karısı Helen'e sevgisini vaat etti. Paris, Helen'i kaçırdı ve savaşı kışkırtarak onu Truva'ya götürdü.



Truva 9 arkeolojik katmana sahip olduğu bilinmektedir ve bugüne kadar çeşitli kurumlarda ev temelleri, tiyatrolar, hamam evleri, bir kanalizasyon sistemi ve çeşitli eserler bulunmuştur. Truva'daki kazılara göre, şehir tarihinde birçok kez kuruldu ve yıkıldı. Sonuç olarak, 1-9 ile işaretlenmiş yerleşim katmanları aynı anda enine kesitlerde görülebilir. Truva atları, Herakleid hanedanının Sardis sattıklarının yerini aldı ve Lidya Kralı Candaules'ın saltanatına kadar (M.Ö. 735-718) 505 yıl boyunca Anadolu'yu yönetti. Arkeolog Schliemann'ın 1871'de başlayan kazılarında, 9 antik kent ve 42 konut kalıntısı ortaya çıkarılmış ve bu kazılarda Truva'nın hazinesi de bulunmuştur.

Erkekler Milattan Önce Nasıl Traş Olurdu?

nasıl traş olunur

Arkeologların araştırmalarına göre erkekler milattan önceki zamanlarda da traş olurlarmış. Mağaralarda bulunan kalıntı ve çizimlerden yola çıkarak kabuklar, köpek balığı dişleri ve bilemiş çakmak taşlarının kullanıldığı belirlendi. Özellikle günümüzde keşfedilen ilkel kabilelerde traş olmak için çakmak taşlarının kullanıldığı kesinleşti.

köpek balığı nerelerde bulunur


Mısırda açılan bir çok mezarda eski mısır döneminde sakallarını kesmek için altın ve bakır aletler bulunmuştur. "zenginliğe bak altınla traş olmak :) " Milattan sonra ilk 14 yüzyılda şimdikine benzeyen ustura ve benzeri ilkel aletler üretilmeye başlanmıştır. Ancak en acılı ve kanlı traş olma deneyimini bu dönemde gerçekleşti. 20. yüzyılın başında ilk jilet gillette markası ile Amerika'da 1901 yılında icat edildi. Hemen ardından eski kılıç üreten bir şirket kılıç üretmeyi bırakıp jilet üretmeye başladı ve günümüzde bu iki şirket jilet ve traş bıçağı üzerinde bir numara olmaya devam etmektedir.

Vikinglerin Pusulalarının Sırrı


Tarih öncesinden eski kavimlerden olan viking pusulaları günümüzde dahi sırrını korumaktadır. Yüzyıllar önce derin okyanuslarda yol almak oldukça zorlu ve bir o kadarda tehlikeli bir işti ve o yıllarda en önemli ticaret yolu denizdi. Savaşları da bunun içerisine eklediğimizde okyanusta yolculuk yapmak çok önemliydi.

Unutmayın; GPS gibi bir teknoloji yoktu. Mesela Avrupa'dan yola çıkıp Amerika'ya gitmek istediğinizde, yol üzerinde Madagaskar'a çarpmanız oldukça mümkündü. Bilirsiniz, okyanusta her yer aynıymış gibi görünür insana. Günümüz bilim insanları, Vikingler'in hiçbir sorun yaşamadan Norveç'ten Grönland'e rahatça gidip gelmesinin arkasındaki sırrı aramaya koyuldu. 1948 yılında, 11. yüzyıldan kalma bir manastırda, Vikingler'e ait ve oldukça gelişmiş bir pusula bulundu ve pusula uzun zamandır incelenmesine rağmen sırrı çözülemedi.

Vikingler Yön Bulmak İçin Taşları da Kullanıyor muydu?


Vikinglerin diğer bir yön bulma aracı olarak kullandığı güneş taşı olarak bilinen ama daha keşfi gerçekleşmemiş bir kristal olduğununa inanılıyor. Genellikle fırtınalı ve bulutlu havalarda denize açıldıklarında bu taşı kullanarak yönlerini matematiksel olarak hesapladıkları düşünülmekte aksi taktirde vikinglerin bu kadar uzun yollar alması imkansız olabileceği aşikar olduğu bilinmektedir. Taşı güneşe doğru tutulduğunda yansıyan ışıklar yön bulmak için hesaplanıyordu. Buna benzer kristaller ile denemeler gerçekleştirilse bile başarılı olunamadı. 

Eğer o dönemlerde manyetik pusula icat edilmiş olsaydı havanın bulutlu olması da vikingler için havanın bulutlu olmasının hiç bir önemi olmayacaktı. Ancak o koşullarda ki pusula bulutlu havada yön bulamıyor ve bu durumda güneş taşı devreye giriyordu. 

Tarih Boyunca Gelmiş Geçmiş En İlginç İcatları

Bugünümüzde bile rastlayamayacağımız çok ilginç ve bir o kadar da önemli icatları derledik. Tarih boyunca icat edilmiş en ilginç icatlar sizleri hayrete sokacak. 21.yüzyılda dahi neden bunların geliştirilmediğini ve halka satılmadığını sorgulayacaksınız. Buluşlar içinde neler yok ki çocukların korunması için özel bebek arabalarımı, okumayı sevenler için özel tasarımlar mı umarım yazımızı beğenirsiniz.

Tek tekerlekli Bisiklet


İki büyük savaşın olmasına rağmen, Birinci ve İkinci Dünya Savaşı'nın arasındaki karanlık yıllarda bile insanoğlu yeni şeylere olan ilgisi hiç bitmedi ve icatlar gelmeye devam etti. İşte o icatlardan biri; 1931'de İtalyan M. Goventosa de Udine tarafından icat edilen tek tekerlekli motosiklet. Araç saatte 150 kilometre hıza ulaşabiliyor ve çok yol hakimiyeti çok iyidi.

Elektrikli Yelek


Bu ilginç keşif 1932 yılında, Amerika'da trafik polisleri kış aylarında üşümesin diye elektrikle ısınan bir yelek yapıldı. Gereken enerji sokaklardaki prizler kullanılarak sağlanıyordu. Bunun için polislerin durduğu yoğun olan bölgelere prizler monte edildi.

Radyolu Bebek Arabası

Bu icat tüm ailelerin ilgisini çekecektir. Bebeğin uyuya bilmesi ve sessiz kalması için bebek arabasına bir anten ve radyo eklenmiş bu eski zamanda  ne kadar başarılı olundu bilemiyoruz. 

Yatarak Kitap Okuma Gözlüğü


Bir çok insan kitap okumayı sever ancak bu icadı yapan gerçekten devrim niteliğinde bir keşif yapmış. Genelde yatakta sırtımızı dayayarak kitap okuruz ancak bu icat ile kafamızı yastığımıza koyduğumuzda bile kitap okuya bileceğiz ki bu icadı yani yatarak kitap okuma gözlüğünü bula bilirsek. Bu buluş İngiltere'de 1936 yılında bulunmuştur. Kimin bulduğunu araştırdım ama bir sonuca varmadım. Sadece resmi var.

Su Üzerinde Ve Karada Gidebilen Bisiklet


Yine eski bir tarih ve yine en ilginç icatlardan bir tanesi su üzerinde gidebilen bisiklet. Kullandığımız bisikletin su üzerinde süre bilmeyi kim istemez ki üstelik günümüzün teknolojisinde bile yokken. Ama 1930'lu yıllarda bu düşünülmüş ve icat edilmiş hemde ismine cyclomer verilmiş. Ne varsa eskilerde varmış gerçekten. Bu bisiklet ile balık tutmaya gitmek harika bir şey olurdu. 

Bebeği ve Anneyi Zehirli Gazlardan Koruyan Bebek Arabası


Eski yıllarda çok fazla savaşın olduğunu biliyoruz ve icatlar bu konuyu düşünerek hem anneyi hemde bebeği olası bir zehirli gazlardan korumak için bebek arabası icat etmiş. Gerçekten çok iyi düşünülmüş başarılı bir icat.

Kızıl Gezegen; Mars'ta Göl Bulundu


Şimdi sizleri tam dünyamızda 55 bin kilometre uzaktaki yıllardır çözmeye uğraştığımız Mars' a götüreceğim. Yıllarca Kızıl Gezegen için birçok teoriler ortaya atıldı. O kadar uydu ve keşif aracı göndermenize rağmen tam net sonuçlar alınamadı. Benim fikrim bu kadar keşif aracına rağmen birçok şeyin aslında bilindiğini ve gizlendiğine inanıyorum. 


Konumuza dönmek gerekirse, mars için yıllarca birçok teori ortaya atıldı. Kimi bilim adamı Mars'ın dünya gibi bir gezegen olduğunu Kimisi doğuşundan beri bu halde olduğunu ispatlamaya çalıştı. Ancak Son zamanlarda yapılan yeni keşiflerde Mars yüzeyinin altında bir göl tespit edilebildiği açıklandı. Bu göl Mars yüzeyinin altında 20 kilometrelik bir alan içerisinde bulunuyor.

Bu Söyleyeceklerim biraz klasik olacak ama Mars'ta bulunan gölün tekrar Mars'ta hayat olabileceğini kuvvetlendirdi. Artık diyoruz ki orada bir yaşayan varsa dünyamızda en sallarsa çok mutlu olacağız. Yaratılışın doğası sebebiyle eli yok ise kuyruk sallaması hiç tavsiye etmiyorum. :)


Su Bulunan 7 Gezegen Keşfedildi

Bilim insanları, uzun süredir araştırdıkları trappist-1 Yıldız sisteminde dünyadan daha büyük ve daha fazla yer çekimine sahip 7 gezegen belirledi. Gezegenlerin en büyük özelliği dünyadan bile daha fazla su barındırıyor olması. İsviçre'de üniversite araştırmalar doğrultusunda, ilk olarak trappist-1 yıldız Yıldız sistemi keşfedilmiştir. Araştırmalar derinlemesine devam edin 7 gezegen dede su bulundu kesinleşti. 


Bu gezegenlerin bize olan uzaklığı 40 ışık yılı, ilk 3 gezegeni keşfet Terapist adı verilen bir teleskop tarafından gözlemlendi hemen ardından NASA toplam 7 gezegen olduğunu ve gezegenlerde yaşamın olma ihtimalini çok yüksek olduğunu söyledi. Unutmadan eklemem gerekirse Bizler sadece evrenin yüzde bir kısmını keşfetmiş olmaktayız. Ve geri kalan bölüm tamamen hayal gücünüze dayalıdır. Yıllar geçtikçe ilginç keşifler sürekli gündeme gelmektedir.

Daha dünyamızın bile yüzde yirmilik kısmına keşfe demedik. Okyanus larımızın büyük bölümü de bir Muamma içindedir. 

Astronomi Tarihi

astronomi

Milattan önce 3000-2000 tarihi yıllar arasında Çin'de astronomi ile ilgili çalışmalar yapıldığı bilinmektedir. O yıllarda Çin'de dini törenleri vakitlerini bulmak amacıyla ay ve güneşin döngülerine saplayan bilim adamları vardır. Ve bu dönemde güllerin uzunluğu kısalığı ve mevsimlerin süresini ölçmeye başarmışlardır.
Milattan önce büyü matematikçi Çu-Kung Dünya ile Güneş arasındaki mesafeyi ölçmek için yaptığı çalışmalar, nasıl ki günümüzde bazı cahillerin dünyanın düz olduğunu iddia etmesi gibi bu bilim adamınında dünyayı düz olarak hesaplaması yüzünden yanlış sonuca varılmıştır. Bunun ardından Kubilay Han içinde çok farklı aletler icat edilmesine sebep olmuştur. Bilim bu çağda en yüksek gelişme tanıklık etmiştir. Bununla beraber astronomi hızla doğru sonuçlar vermeye başlamıştır.

Eski Mısır'ın Astronomiye Etkileri 

Eski Mısır, yılın uzunluğunu Nil Nehri'nin yıllık taşımasına göre ölçüm işler ve bu arada birçok Yıldızları da incelemişlerdir. Bu inceleme sonuçlarında günümüze kadar gelen birçok doğru bilgiyi onlardan biliyoruz.  
Eski Mısır medeniyeti gökyüzünü araştırmaları ve bu çalışmalarda gösterdiği titizliği Geleceğe ışık tutmuştur. Babil de milattan önce 3800 yıllarında Bugün değişik şekillerini incelendiği yönünde bulgular bulmuştur. O dönemlerde Babil medeniyetinin bile astronomi dalında ne kadar ileriye gittiğini bizlere göstermektedir. Hatta bugünkü bildiğimiz takımyıldızlarının bile babilliler tarafından bulunduğu iddia edilmektedir. Tuttukları yıllıklar ile Ay ve güneş tutulmalarını önceden bile biliyorlardı. Babillerin Mısırlıların bu tutumları daha sonra ülkeye gelen Yunanlıların da bu bilgilere ulaşmasına astronomide çağ Atlamasına sebep olacaktır.

Astronomi Nedir ?

Astronomi, Gök cisimlerini hareketlerini, bulundukları yerleri ve döngülerini fizik ve bilim olarak anlatan bilim dalıdır. Daha ilk başlangıçtan beri gökyüzündeki cisimler insanları yakından ilgilendiren konular olmuştur. Denizlerdeki gelgitlerin, havadaki değişimleri gökyüzündeki cisimlerle alakalı olduğu ilk tarihlerden beri bilinmektedir. Astronomi günümüze gelene kadar birçok devirlerden geçmiştir.

Nikola Tesla'nın ölüm ışını (Teleforce)


Nikola Tesla'nın ölüm ışını (Teleforce) Buluşu

Sırp asıllı Elektrik Mühendisi diğer meslektaşlarına göre farklı düşünen ve şuan günümüzde dahi en fazla patente sahip kişidir. Bir dahi olarak bir çok icadı gibi Teleforce buluşu vardır.


  Nikola Tesla dediğimde beynimde şimşekler çakıyor. Dünya tarihinin gelmiş geçmiş en çılgın mucitlerinden ve en zeki insanlarından bir tanesi olan Nikola Tesla, 1930 yılında yüklü parçacık ışını teknolojisiyle çalışan Teleforce isimli bir silah icat etti. Aslında üretim amacının silah olmadığını ve ilk başlarda her hangi bir akıma bağlı kalmayan elektrik üretimi için çalışmalarını sürdüren Tesla, bazı deneyler sonucu Atomlardan elde ettiği ışınları fark etti. Projenin ismini ise ölüm ışını olarak değiştirildi. Tesla’ya göre icat ettiği ölüm ışını, 320 km içindeki 10.000 uçaktan oluşan dev bir askeri birliği yok edebilecek güçteydi.

  Tesla, bu ölüm makinesini bazı ufak testlere tabi tutmuş tam hedef  ve başarılı sonuçlar almıştı ancak ne mutlu ki bu icat hiçbir gerçek savaşta kullanılmadı. Tabi ki kullanılmamasının sebebinin en büyük nedeni Nikola Tesla'nın çok barışçıl bir insan olmasıydı.  Dünyadaki Tün liderler ve şirket sahipleri Tesla’ya, bir toplantı yapıp bu silahı kendilerine tanıtmasını teklif ettiler fakat Tesla bu isteği kesinlikle kabul etmedi.


 Bu silahın kullanıldığı savaşlarda bir kaç saat içerisinde savaşın sona ereceğini savunduğu bu silah projesinin yanlış kişilerin ellerine geçerse çok felaket sonuçlara yol açacağını bilen Nicola Tesla, silahın prototipini asla bir kağıt üzerine çizmedi ve hep aklında taşıyarak diğer nesillere aktarılmasını önleyerek mezara götürdü. Tesla asla Edison gibi politik düşünen ve paraya önem veren bir korkarak dünya sistemine uyan bir bilim adamı olmamıştı. O tam anlamıyla insanların en iyi şekilde yaşamalarını isteyenbir bilim adamıydı. Buluşlarını para ve şöhret kazanmak için değil tamamen kendi tutkuları doğrultusunda tasarlıyordu. Tesla, Teleforce silahının dizaynı kimsenin eline geçmeden 1943 yılında hayata vefat etti.

Nikola Tesla'nın ölüm ışını (Teleforce)
kadın

Siyah Sigara Dumanı Kaplıcası Nedir ?


  Bazı bacaya benzer oluşumlar, deniz suyu magma ile karşılaştığında su yoğunluğunu kaybeder ve alta çöker. Bu hidrotermal menfezler, neredeyse 370 dereceye (700 ° F) ve daha yüksek seviyelere ulaşan su ve sıvıların püskürtülmesine neden olan bir tür kaplıca türüdür. Demir sülfit yataklarının rengi nedeniyle bacalardan siyah duman çıkartırlar. Bu doğaüstü menfez okyanuslarımızın çeşitli yerlerinde bulunur. Ancak bunların en kuzeydeki konumu, Norveç ile Grönland arasındaki Arctic Circle'da 2008 yılında keşfedilmiştir.

  Bu kümes siyah duman çıkattığı beş havalandırma deliği var. Bunlardan biri neredeyse dört katlı ve şimdiye kadar kaydedilen en büyük sülfid yatağını oluşturuyor. Bu havalandırma alanının keşfi beklenmedik bir durumdu. Araştırmacılar böyle yavaş bir tektonik plaka yayılımı olan bir alanda böyle bir oluşumun mümkün olduğunu düşünmüyorlardı. Deniz suyunun magma ile çarpışması için Deniz yoluyla yol açtığı eşsiz bir manzara diye biliriz.

Kara Denizde Su Altı Nehiri Bulundu


  Karadeniz'in dibinde, koşu bir nehir, ağaçlar ve şelalelerle bütün bir ekosistem olduğu keşfedildi. Kafa karıştırıcı gibi gözüküyor, ancak nehirdeki su Karadeniz'deki çevreleyen sudan daha yoğun ve dolayısıyla daha yoğun olduğu için gerçekleşiyor. Nehrin yüksek tuzluluk derecesi, nehir kıyıları oluşturarak hızla denizden akmasına izin verir. Nehirden geçen büyük miktarda tortu, Karadeniz'e akmasına da yardımcı oluyor.



  Su altı Nehir'i tuzlu ve yeterince soğuk değilse, nehrin büyük hacminin onu karada altıncı en büyük nehir haline getireceği tahmin ediliyor. Sonuç olarak Atlantik Okyanusuna akan Karadeniz'de bu harika ve küçük su altı nehiri bulmak çokta şaşırtıcı olmasa da az rastlandığı için tüm bilim severleri de heyecanlandırdı. Bu keşif, bilim insanlarının su altındaki yaşamı ve bunun gibi fenomenlerin gezegenimizde olmasını sağlayan farklı koşulları daha iyi anlamalarına yardımcı olabilir.

Tektonik Plakaların Etkileyici Yolculuğu


Kuzey Amerika ve Avrasya'da bulunan tektonik plakalar son yıllarda Kuzey Amerika plakası batıya doğru ilerledikçe daha da uzaklaşıyor. Bu etkileyici olay hem karada hem de İzlanda yakınlarındaki iki plak arasında derin dalışlarla gözlemleniyor. Bir çok takım su altı fotoğrafçıları ve bilim adamlarının ve özellikle Alexander Mustard, bu alanı araştırmış ve tecrübesini inanılmaz bir şekilde anlatan bir dalgıç ve deniz biyologudur.

Tektonik hareketler

 Ziyaretçilerin sağlam duvarlar ve berrak suya sahip alanın tektonik plakaların hareketleri sonucu olarak bulantı haline gelebileceğini belirtiyor. Gelecek tamamen öngörülemiyor olsa da araştırmacılar, yılda yaklaşık 2.5 santimetre 1 inç olan plak hareketinin geçerli oranına dayanan tahminlerde bulunabilirler.

Dünyayı Şaşırtan Yeni Antik Bulundu

 

  Teknolojinin de gelişmesi ile sürekli yenilenen arkeoloji alanı, yeni ve önemli buluşlar sürekli olarak ortaya çıkarmaktadır . Bu tür bulguları hayal ettiğinizde, belki de bilim adamlarını kir içinde, küçük kemik parçaları veya çanak çömlek parçaları ortaya çıkarmak için küçük fırçalar kullanarak öngörüyorsunuz. Elbette, bu gibi görünüşte önemsiz olan  buluşlar ile tarih yeniden yazabiliyor.

  Arkeologlar, yüzlerce yıldır avucunuzun içine sığabilecek bulguların kataloglayarak arşivler haline getirdiler.  Buna rağmen, anıtsal eserler ortaya çıkarmak, hiçbir şekilde kolay ve yüzeysel değildir. Tüm dünyada yeni megalitik anıtlar, heykeller ve hatta şehirler yeniden keşfediliyor.

  2013'te, Sibirya'daki Mokhnataya dağını araştıran ve kazı yapan arkeologlar benzersiz granit anıtlar buldu. Taştan iki muazzam yaratık şekillenmişti ve bir ejderhaya ve canavara benziyordu. Bulunan yeni antik buluşlar incelenerek 12.000 yıldan daha eski olabileceği tahmin ediliyor.

Korkunun Resmi Mumya

 
  Amazon bölgesinde gizli bir yeraltı mağarada 600 yıl öncesine ilişkin bir düzine mumya bulunmuş oldu. İşte ölüm öncesi yaşanan vehamet ve dehşeti gözler önüne seren kareler.. Güney ABD’da Amazon bölgesinde mezar ve tapınak olarak kullanılan gizli bir yeraltı mağarasında bulunan 600 yıl öncesine ilişik bir düzine mumya, bilim dünyasında büyük coşku yarattı. Bir kadın mumyasının Norveçli ressam Edvard Munch’un ünlü "Çığlık" tablosunu çağrıştıran şekilde, vehamet ve dehşetten ellerini yüzüne kapatmış olarak bulunması, büyük ilgi çekti.
  Bilim adamları, kadının bu pozisyonunun ölüm korkusunu nasıl yaşamış olduğunı apaçık ortaya koyduğunu söylediler. "Çaçapoyalar" (Bulut İnsanları) kabilesi mensuplarına ait bir düzine mumyanın bulunmuş olduğu mağara, Peru’nun yağmur ormanları kıyısında üç ay önce yürüyen bir köylü tarafından tesadüfen keşfedildi. Bilim adamları, mağarada 600 yıl bozulmadan kalabilmiş mumyalarla birlikte seramik, kumaş ve duvar resimleri de buldular. Çaçapoyalar, uzun boylu sarışın ve beyaz tende oldukları için bazı araştırmacılar Avrupa’dan geldiklerine inanıyor. İnkalar tarafından fethedilen Çaçapoya topraklarındaki tüm kayıtlar, 1512’de İspanyolların işgalinden sonrasında kayboldu. Bir tek Ant Dağlarında 3 bin metre yüksekteki Kuelap Kalesi kaldı.