Doğa Üstü Olaylar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Doğa Üstü Olaylar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Karanlığın Uyanışı; Cinler Padişahı

  Yazarken bile tüylerimi diken diken eden bir cin hikayesini siz değerli korku hikayesi severlere sunuyorum. 


 Selim ve Pınar çift gayet normal bir yaşantıları olan sakin, huzurlu insanlardı. Günlük yaşantılarını her aile gibi monoton geçiriyor ki aile olanlar saten monoton dememin sebebini anlayacaktır. Evliliklerinde 8 yılındı doldurduklarında şehrin bunaltıcı kalabalığı ve geçim sıkıntılarından kurtulmak için beyinin köyüne dönme kararı alırlar. Bazı tıbbi sorunlar yüzünden çocukları olmamaktadır. Bir ay içerisinde taşınma kararı alırlar. Selim orada artık tarla ekecek ve gelirini tarım ile sürdürmeye çalışacaktır.

  Salı sabahı erken kalkarak eşyalarını toplamaya başlarlar, köy evinde eşya olduğu için sadece giysilerini ve gerekli olan eşyalarını yanlarına alırlar. Diğer eşyalarını ihtiyacı olan komşularına dağıtırlar. Gidecekleri yol İstanbul'dan sadece 7 saat mesafededir. Saat öğlenden sonra 15:00 gibi yola çıkarlar. Yol boyunca iki eş kararsız ama umut doludur. Saten zor olan hayatlarında birde başına doğaüstü olayların ve cinlerin başına bela olacağını bilmeden yola devam ederler. Saat bir kaç mola ile gecikmeli olsa da saat 00:00 sularında köylerine varmış olurlar. Eve uzun zamandır girilmediği için evin içerisini örümcek ağları ve kötü bir koku sarmıştır. Pınar acele bir şekilde günü kurtaracak kadar temizliğini yaptı.


  O gece Pınar bir kabus görür, gördüğü ise bir bebeği olur ve bu bebeğin tek gözü vardır. Korku içerisinde terlemiş şekilde uyanır. Çok fazla anlam veremez ve hava değişiminin onu etkilediğini düşünür. Sabah eşine kabusu anlatır. Tabiri caizse eşinden gelen cevap klasiktir. "Aşkım bir yerin açık kalmıştır" :) diyerek yanıtlar. Ogün akrabaları ve köyü dolaşarak geçirirler. Uzun zamandır gitmedikleri köy biraz da olsa değişmiş, ev hane sayısı artmıştır. Akşam akraba ziyaretlerini bittiğinde evlerine döndüler. Ev içerisinde eşyaların yeri değişmiş olduğunu gördüler. Duvarda hayvan kanı ile yazılmış. الولادة yazısı ile karşılaştılar. İkisi de arapça bilmediği için bir anlam veremediler ama ortada garip olayların döndüğü kesindi. Selim daha önce cin hikayeleri ve bu tarz vakaları duymuş olduğu için aklına şüphe düşmüştü.

 Pınar o gece yine aynı rüyayı gördü. Bu kez daha şiddetli ve daha gerçekçiydi. Tek gözlü bebeği elinde tutuyor, kara ve silueti belirsiz kişiler onu izliyordu. İrkilerek uyandı. Dua okumaya başladı. Eşini uyandırmak istediğinde eşini kanlar içerisinde yatakta buldu ve pınarın elinde bir bıçak vardı. Her ne yaptıysa hiç bir şey hatırlamıyordu. Korkudan ne yapacağını şaşırmışken siya silueti olan varlık yani cin Pınarın üzerine atladı. Korkunç bir ses ile ona hamile kalacağını ve çocuğun doğacak ilk cin ve insan ırkı olacağını söyledi. Cin, Pınara tecavüz etmişti. Pınar bir anda tekrar uyandı, eşi normal uyuyordu ancak pınarın geceliği yırtılmış ve her yanı morluk içerisindeydi.



 Olayın sabahında hemen bir cinci hoca'ya gittiler. Hoca kendi cinleri aracılığı ile durumu çözmeye çalıştı ama olayların nedenini bir türlü bulamadı. Pınar'a ne büyü yapılmış nede kendisi bir büyü ile ilgilenmişti. Ne olmuştu da Pınar rahatsız ediliyordu ? Hocaya duvarda ki yazıdan söz ettiler ve orada ki yazılı olan arapça yazısını hoca çevirerek Türkçe karşılığının doğum olduğunu söyledi. Yaşanan bu sırlar dolu olay hocanın bile ilgisini çekmiş, iyice üzerine düşmesi gerektiğini inandırmıştı. Hocanın yapmak istediği cinlerin en kötüsü olan ifrit cinini çağırarak ona sormaktı. Önce çifte büyüyü gerçekleştirdiğinde olabilecek zararlardan kendisinin sorunlu olmadığını dile getirdi. Saten ne Pınar'ın nede Selim'in kabul etmekten başka yapacak bir çaresi kalmamıştı. Cinci hoca hemen hazırlıklara başladı. Bir kaç ritüelden sonra ifrit cini çağırdı. Hoca iyice şoka girmişti. İfrit cin bile korkudan zar zor hocaya cevap veriyordu. Çok geçmeden cin biranda öldü. Son sözleri hocaya şunlardı; "O çocuk doğduğunda bizle bile taptığımız şeytan bile o çocuğun yanında masum kalacak. İnsanoğlunun ve siz hocaların bile buna karşı gelecek gücü yok . Uğraştığınız ne bir cin nede bir şeytan" oldu.

 Artık geri dönüşü olmayan bir yola girmiş oldular. Cin değil, şeytan değil, bu varlık neydi. Ateşten yaratılmadı ise neden yaratılmış ve anlaşıldığı üzere derdi ne Pınar ne de Selim'di tek istediği tüm insanlıktı....
Arkadaşlar devamı gelecek...

Kara Dedeler Olayı (Davutlu Köyü)

 

  Daha önce filmlere de konu olan ve sırrı çözülemeyen bir çok kişininde ölümüne neden olan doğa üstü bir olaydır. Kara dedeler olayı olarak bilinen yaşandığı şehir ise Kırklareli’nin Lüleburgaz ilçesine bağlı olan Davutlu köyünde yaşandığı iddia edilen Kara dedeler olayını duymuş olmanız kuvvetle muhtemel. köy halkının anlattıklarına göre, 1989 yılının bir gününde köylüler hava karardıktan sonra cin ve şeytani varlıklar görmeye başlarlar. O günden sonra belli bir süre köy halkı evden dışarı adımını atmaz dışarı çıkanlar ise korku ile evlerine dönmüştür. Bu olay gazetelerde yayınlanınca işin aslını öğrenmek için bir gazeteci köye gider. Gazeteci H.B. köylülerle röportaj yapar, herkes de varlıkları gördüğünü ve köyde neler yaşandığını gazeteciye anlatır. Ancak ne var ki 11 gün boyunca kalan gazeteci bu süre boyunca sıra dışı bir şeye rastlamaz.

 Gazeteci işlerinden dolayı daha fazla beklemek istemez, kamerasını 14 yaşındaki bir çocuğa bırakıp köyden ayrılır. Paranormal bir şey olursa çocuk kayıt altına alacaktır. Üç gün sonra H.B. jandarmalar tarafından göz altına alınır. Köydeki üç ayrı evde yedi kişi parçalanarak öldürülmüştür, kamerayı verdiği çocuk da ölenlerin arasında yer almaktadır. 3 Şubat 1989’da bir ormanda H.B.’nin giysileri ve not defteri bulunur, kendisinden bir daha haber alınamaz. H.B.’yi sorgulayan jandarma ise yıllar sonra bunalıma girerek intihar eder. Bu doğaüstü cinler vakası günümüzde hala çözülememiş ilginç olaydır. Ortada bir çok ölüm bırakarak sırra kadem basmış hikayelerden bir tanesi.

129 Numaralı Apartman Büyü Ölüm Getirir!!!

 

  Günümüzde doğaüstü olayların yaşandığı bir çok vaka meydana gelmiştir. İşte bu apartmanda da pek normal şeyler yaşanmadı. Bir çok söylentiye göre 2009 yılında meydana gelen olayda ODTÜ’de okuyan iki kız öğrenci, gece yarısı 01:00 sularında mumlarla bir takım satanist ayin ve büyüler yaparlar. 129 numaralı apartmanın en üst katında kalan öğrenciler o gece dairelerinde gizemli bir şekilde ölürler. Neden öldükleri adli tıpta bile sonuç bulunmaması da hayli ilginçtir. Ölen kızların dosyası kısa sürede kapatılır. 

  Apartman sakinlerine göre öldükleri gece şiddetli bir deprem olmuştur ve tüm apartmanda eşyalar sağa sola savrulup kendi kendi kendine camlar kırılmaya başlamış ve evde ki bardaklar tek tek düşmüştür. Bu korku dolu olay yüzünden apartman anında terk edilir. Daha sonra ise içeri girme cesaretinde bulunanlar, tarif etmesi zor kokular duyduklarını ve camların kendi kendilerine kırıldığını gördüklerini söylerler. Bir daha o apartmanda oturan olmamış hala boş durmaktadır. Bu hikaye yüzde yüz olduğu gerçek olduğu iddia edilmektedir. Sonuç olarak büyü ve benzeri ritüeller insan doğasını aşmaktadır. Ölüm, yaralanma ve aklını yitirme durumları kesin olarak kaçınılmazdır. 

DNA ile İlgili Keşifler Paranormal Olayları Açıklıyor

 
 
  Ezoterik ve spritüel öğretmenler, asırlardır "bizim bedenimizin lisan, kelimeler ve düşüncelerle programlanabileceğini" biliyorlardı. İnsan DNA'sı, biyolojik bir internettir ve yapay olana kıyasla pek çok üstünlüğü vardır. Rusya'da ki bilimsel araştırmalar doğrudan veya dolaylı olarak pek çok spritüel konuya açıklama getirmiştir. Bunların arasında gelecekle ilgili bilgiler vermek, sezgiler, ilham, yakından, uzaktan ve ani olarak yapılan şifacılık uygulamaları, kendi kendini tedavi, olumlu olma teknikleri, özellikle spritüel guruların etrafındaki olağanüstü ışıklar/aura, zihnin hava durumu üzerindeki etkileri ve benzeri konular vardır.

  Buna ek olarak DNA'yı kelimelerle etkileyip yeniden programlayabilecek yeni bir ilacın bulunduğuna dair deliller de vardır. Bu ilaç kullanıldığı zaman alışılmışın aksine değiştirilmesi gereken genleri kesip çıkartmaya gerek yoktur. DNA'mızın ancak 'u protein yapmakta kullanılır. Batıdaki araştırmacılar işte DNA'nın bu bölümüne konsantre olmuşlar ve incelemişlerdir. Geriye kalan 'lık bölümü ise "işe yaramaz" diye nitelendirmişlerdir. Buna karşılık Rus araştırmacılar, tabiatın aptal olmadığından emindiler ve bu yüzden lisan uzmanları ile genetik uzmanlarından DNA'nın "işe yaramaz" olarak nitelendirilmiş 'lık bölümünü keşfetmelerini istediler. Elde edilen sonuçlar ise devrim yaratacak nitelikteydi! Uzmanların bulgularına göre DNA'nın görevi sadece bizim bedenimizi inşa etmek değildi aynı zamanda bilgilerin depolanmasını ve bilgi iletişimini de yapıyordu. Rus lisan uzmanlarının bulgularına göre özellikle "işe yaramayan" 'lık bölümdeki DNA'lar insanların konuştuğu bütün dillerle aynı kurallara sahipti. Uzmanlar, syntax kurallarını (kelimelerin kalıpları ve cümleleri oluşturmak için ne şekilde bir araya getirildiği), semantikleri (lisan formları üzerinde yapılan anlam çalışmaları) ve temel gramer kurallarını incelediler. Sonuçta bizim DNA'mızdaki alkalin maddesinin belirli bir grameri ve aynen diğer lisanlarda olduğu gibi belirli kuralları olduğunu tespit ettiler. Bu yüzden insanların konuştukları lisanlar tesadüfen ortaya çıkmamıştır; lisanlar bizim DNA'mızın bir yansımasıdır. Buna ek olarak Rus biyofizikçi ve moleküler biyolog Pjotr Garjajev ve meslektaşları DNA'nın titreşimsel bir davranışı olduğunu da tespit ettiler. Bunun özeti şuydu: "Yaşayan kromozomlar aynen endojen (içsel) lazer radyasyonu kullanan holografik bir bilgisayar gibi çalışır." Bu söylemi şu deneyle açıkladılar :- Bilim adamları, örneğin, ses gibi belirli frekans desenlerini (patterns) lazere benzer bir ışına modüle ettiler (modulate:kiplemek ) ettiler ve bu da DNA frekansını dolayısıyla da genetik bilginin kendisini etkiledi. DNA-alkaline çiftlerinin ve insanların konuştuğu lisanların daha önce açıklandığı gibi yapısı aynı olduğundan ayrıca bir kod çözümlemesi yapmaya da gerek yoktu.

  Bu işlemde insanların konuştuğu lisanının kelime ve cümleleri rahatlıkla kullanılabilir ve yapılan deneyde bunu ispatlamaktadır. Şayet, uygun ses frekansları kullanılırsa canlı bir dokuda yaşayan DNA maddesi her zaman için lisanla etkilene lazer ışınlarına ve hatta radyo dalgalarına reaksiyon gösterecektir. Bu prensipte bilimsel olarak olumluluk, onay belirten sözlerin, hipnozun ve benzeri şeylerin insanlarda ve onların bedenlerinde neden çok güçlü etkileri olduğunu izah etmektedir. Bizim DNA'mızın lisana reaksiyon göstermesi çok doğal ve normaldir. Batılı araştırmacılar DNA strandlerinden (iplik-zincir) teker teker genleri kesip çıkartırlar ve başka yerlere yerleştirirler, buna karşın Rus araştırmacılar ise hücre metabolizmasını değişken radyo ve frekans dalgaları ile etkileyen cihazları büyük bir zevkle geliştirmişler ve genetik bozuklukları bu şekilde tamir yoluna gitmişlerdir. Öyle ki daha da ileri giderek belirli bir DNA dan bilgi desenlerini yakalayarak başka birine aktarmışlar ve bu şekilde hücreleri başka bir genome için yeniden programlamışlardır. Böylece kurbağa embriyonlarını başarıyla salamender (bir tür sürüngen) embriyonlarına dönüştürmüşler ve bunu da sadece DNA bilgi desenlerini aktarma yoluyla yapmışlardır. Bu yöntemle bilginin tümü herhangi bir yan etki veya uyumsuzluk olmadan nakledilebilmiştir. Hâlbuki, tek başına bir gen kesilip çıkartıldığında veyahut yeni bir yere nakledildiğinde yan etkiler ve uyumsuzluklar olabiliyordu. Bu inanılmaz ve dünyayı değiştirecek bir devrim gibidir. Genleri kesip çıkartmak yerine sadece titreşim, ses frekansları ve lisan kullanılarak sonuca varılmıştır.

   Bu deney, dalga genetiğinin muazzam gücüne işaret eder. Dalga genetiğinin organizmaların oluşmasında alkaline sekanslarının (Adenin-timin-guanin-sitozin bazlarının oluşturduğu bilgi bankası) biyokimyasal işlemlerinden daha etkili olduğu kesindir. Asırlardır ezoterik ve spiritüel öğreticiler bizim bedenimizin lisan, kelimeler ve düşüncelerle programlanabildiğini bilirler. Şimdi ise bu gerçek bilimsel olarak da ispat edilmiştir. Ancak bunun gerçekleştirilebilmesi için doğru frekansın kullanılması gereklidir, işte bu nedenle herkes bu işi aynı güçte başaramayabilir. DNA ile ilgili şuurlu bir iletişim sağlayabilmek için kişinin önce kendi içsel prosesleri ve gelişimi üzerinde çalışması gereklidir. Rus araştırmacılar bu faktörlere bağımlı olmayan, ancak SÜREKLİ işlevselliğini koruyacak bir metot üzerinde çalışmaktadırlar, burada en temel şart doğru frekansın kullanılmasıdır. Kişinin şuuru/farkındalığı ne kadar gelişmişse herhangi bir araca olan gereksinimi de o derecede azalır ve kişi kendi başına sonuç alabilir. Eninde sonunda bilim bu fikirlere gülmekten vazgeçecek ve sonuçları teyit ederek izah edecektir. Ama, her şey bununla bitmiyor!
Kaynak Site İçin TIKLAYINIZ

Ruhsal Alem Gerçektir

 
Ruhsal Alem

  Kraliyet Kolejinin saygın psikiyatristlerinden Dr. Alan Sanderson "Daily Mail"e verdiği bir beyanatta, ruhsal alem konusunda hiç bir kuşkusu bulunmadığını açıklamıştır. Adı geçen gazetede yayınlanan egzorsizm (şeytan çıkarma ya da obsesyon tedavisi) konulu makale Dr. Danny Penman'a ait olup, birkaç gün önce; İngiltere'deki Kanal-4 televizyonunda aynı konulu programla bağlantılı olarak okuyucuların dikkatine sunulmuştu. Dr. Penman sözkonusu makalesinde Dr. Sanderson'un şu açıklamalarına yer vermiştir: "Bizimle ilişkisi olan pek çok ruhsal varlığın bulunduğuna inanıyorum. Bunların en yaygın olanları, dünyadan ilişkilerini koparamamış olanlardır.

Ruhsal Alemler
  Bunların arasında negatif olanlar ve hayvan ruhları da yok değildir." Okuyuculara pozitif bir yaşam sürdürmelerini öğütleyen Dr. Sanderson, negatif duyguların bireyleri istenme-yen ruhsal ilişkilere bağlayabileceğini kaydetmiştir: "Ouija tahtalarıyla oynamayın, alkollü içkiler ve uyuşturucular almayın. Olabildiğince dürüst ve sağlıklı bir yaşam sürdürmeye çalışın." Makalede görüşlerine yer verilen başka bir araştırmacı Prof. Dr. Peter Fenwick (Londra Üniversitesi) ise, egzorsizmin giderek akademik ilgiyi cezp ettiğini ifadeyle, "Sorulacak en önemli soru şudur: Hastalar kendilerini iyi hissediyorlar mı? Doğru bir teşhis ile kendilerine iyi bir egzorsizm uygulanan hastalar şifaya kavuşmaktadırlar." demiştir. Dr. Penman, makalesinin sonunda, Kraliyet Psikiyatristler Koleji'nin "spiritüel tıp" konusunda da araştırma ve incelemeler yapmakta olduğunu kaydetmiştir.

Hoia Baciu Ormanı

 
Hoia Baciu Ormanı- Transilvanya
  Bir çok toplumlar tarafından dünyanın en doğa üstü ormanı olarak görülen Hoya Baciu, Transilvanya'da pek açıklanamayan, ürkütücü hikayeler ev sahipliği yapmaktadır. Ayrıca, ağaçların görünüşte doğal olmayan yollarla bükülüp bükülmesi ormanda bir korku filmi hissi vermektedir.

  Hoia Baciu ormanına gelen birkaç ziyaretçi, gezilerinden korkarak, yanıkların ve kızarıklığın vücutlarında belirgin bir sebep olmadan ortaya çıktıklarını iddia ederek geri döndüler. Bazıları ürpertici ağaçlar arasındaki araştırmaları sırasında kaybolduklarını ve saatler sonra çıkabildiklerini  ve son saatlerinin hiç birini hatırlamadıklarını söylemişlerdir.

 Birçok insan ve topluluklar yaşanan bir dizi garip olaylardan sonra hayalet görüntülerin ormanda dolaştığına gerçekten inanıyorlar ve yerliler kesinlikle ayak basmayı reddediyorlar. Özellikle yüzen kafalar ve karanlıktan çıkan sesler söylentileri de halk arasında ciddi olarak konuşulmaktadır.

  1968'de Alexandru Sift'in adında ki araştırmacının, UFO olduğuna inanmaya devam edenlerin ormanda bir fotoğraf çektiğinde başladığının altını çiziyor. Başka bir ısrarlı korku hikaye, bir çobanın, 200 koyunla ormanda girerek bir daha asla çıkamadığını ve bir izine bile rastlanmadığını anlatmaktadır.

  Devam eden hayalet ve UFO söylentileri , burada yaşanan garip olayların ardında ne olabilir diye bir ipucu aranılsa da bir keşif yapılamamıştır. Paranormal uzmanlar Hoia Baciu'yu okumak ve ürpertici sırlarını dünyaya anlatırken bu ormanda olan doğaüstü olayların nedenini bulmaktan henüz vazgeçmiyorlar.

Evde ki cin kadın (Ziyaretçi tarafından yazıldı)



  Havanın kapalı ve olabildiğine gürültülü olmasından mıdır nedir, yıllar öncesinde yaşayıp şimdi hatırladığım ve hala anlam veremediğim bir olay... 2000 senesiydi sanırım.. üniversiteye hazırlık için bir dershaneye yazılmıştım. okul başlamadan önce, bir hızlandırma programı var; at koşturmaca yani asıl adı! ona gidiyorum.. her Allah'ın günü, sabahın köründe, güneş daha göstermeden yüzünü, güç bela uyanıp, alelacele hazırlanıp, sokağın hemen alt tarafında bulunan otobüs durağına sürükleniyorum.

  Her gün devam ediyor bu çıldırtan döngü. annemler evde olmadığı bir cumartesi, babaannemle beraber kalıyorum. erkenden yatıyoruz. ertesi gün, karga bokunu yemeden uyanıyorum çünkü. tontonum uyandıracak beni, hatta o haliyle kahvaltı hazırlayacak kazık kadar torununa! ve ertesi gün olur. babaannem, dakik horoz misali tepemdedir: -kalk hadi! beyin olarak uyanığım, ancak göz kapaklarımın üstündeki tır'ları kaldırmak tek sorunum o an. ve dakikalar sonra kendini hala yatakta sanan beden anca kendine gelir. mutfağa yönelen babaannenin ardından gidilir. evdeki uzun koridorun bir ucundan diğer ucuna ki o en uçta yatak odası ikamet etmekte şöyle sersemce bir bakılır ve sonra eşşek kadar olmuş gözlerle tekrar bakılır!! dilim tutulur. koridorun sonunda, başı tavana değen, upuzun, incecik bir kadın! bana bakmakta. giysisi bile dün gibi aklımda; siyah, yerlere kadar uzanan tiril tiril bir elbise.. ve inanılmaz derecede güzel, zarif ama o derece tüyleri ürperten bir kadın.
 Sabahın körü. evde iki kişiyiz. babaannem doksan yaşına merdiven dayamış bir kadıncağız. evimizdeki bu yabancı kadın da kim ey yumurtaya can veren?? kadın, usulca yatak odasının kapısından içeri doğru süzülürken ve ben gözlerimi ondan alamazken normalde basardım çığlığı her şey olup bitince anca kendime gelebildim ve boğuk, cılız bir sesle: babaanee, yatak odasında bir kadın var! diyebildim.. sonra, on dakika boyunca odanın her yeri arandı; kesmedi yatağın altına bile baktık. yok yok!? ve evden çıktığımda, otobüs durağında, otobüste, dershanede, test çözerken, yolda, o günün her anında aklımda o garip kadın vardı. ne olduğunu bilmiyorum.. ama aklımda kalan bir ayrıntı varsa o da asla korkunç olmadığıydı. hayatımda gördüğüm en "grotesk" varlıktı...

konuşan garip yaratık- Gef

  Konuşan Firavun Faresi GEF

Firavun Faresi

 1931 yılının Yahudi bir aileden olan, James, Margaret ve kızları Voirrey çiftliklerinden devamlı olarak kazı sesleri ve garip fısıltılar duymaya başlamışlar. Sonrasında ise görünmeyen yaratık farklı sesler çıkarmaya başlamış ve bir bebek gibi ağlamaya, bir hayvan gibi kükremeye, bir köpek gibi havlamaya başlamış. Daha sonra da bu yaratığın konuşmaya başladığı iddia edilmiş. Kendini GEF olarak tanıtan bu yaratığın, bir firavun faresi olduğunu söylemiş. Söylentilere göre bu GEF, 1852 yılında Yeni Delphi’de dünyaya gelmiş ve kendisinin 24 yaşında olduğunu iddia etmiş.

  Küçük kız Voirrey’nin söylediğine göre GEF, küçük bir fareye benziyormuş ama çok akıllı ve düşünceliymiş. Voirrey bu yaratığı yanına almış ama ne olduğu hiçbir zaman anlaşılamamış ve 2005 yılına kadar yaşayan yaratık sonunda ölmüş. Dünyada hemen herkesin anlatabileceği bir çok doğaüstü olaylar ile karşılaşmak mümkün. Bu hikayeler ile ilgili kesin ve net bir bilgi ise yok. Kimilerine göre sadece bir söylenti, kimilerine göre bir inanç, kimilerine de göre gerçek bir hikaye.

Geçmişte Yaşadığını İddia eden kadın

  Shanti Deva adında ki Hindistan'lı bir kadın geçmişte yaşadığını iddia etti. Olayları araştıran uzmanlar şokta!!

reelkarnasyon

 1930 yılında yaşanan bu olayın hala sırrı çözülemedi. Hindistan’ın Delphi şehrinde yaşayan 4 yaşındaki Shanti Deva adında bir kız çocuğu, anne ve babasının daha önce Hindistan’ın Mathura şehrinde yaşadığını iddia etti. Daha önceki yaşamında 3 çocuk annesi olduğunu ve adının Ludgi olduğunu da buna ekliyor. Daha sonra aile bu durumu araştırmaya başlıyor.

  Shanti’nin ailesi Muttra diye bir köye gidip, orada daha önceden Ludgi isimli bir kadının yaşayıp yaşamadığı araştırmaya başladılar. Aldıkları cevap ise böyle bir kadının yaşamış olduğu ve kızlarının her dediği ve anlattığı özelliklere uyuyor olması iyice aileyi korkutmaya başlamıştı. Aile bu olaydan sonra kızlarını bu köye götürme kararı alıyor ve 4 yaşındaki küçük kız köye gidince bir anda, o köyün lehçesiyle konuşmaya başlıyor. Çocuklarını ve kocasını hatırladığını ve isimlerini tek tek söylüyor.


Eski yaşamı ile ilgili 24 kanıtı olan Shanti Deva, bu şekilde ailesine de eski yaşantısını kanıtlamış oluyor. Reenkarnasyon’un gerçek olabileceğininde bir kanıtı niteliğinde ki bu olay uzmanlar tarafından detaylı olarak inceleniyor.

Bermuda Şeytan Üçgeni

Bir harita ile bölgeye baktığınız da üçgen şeklinde olduğunu görürsünüz adını da bu şekilden almıştır zaten. Yıllar boyunca bölge de birçok açıklanamayan olaylar meydana gelmiştir. O bölgeye giden gemiler kaybolmuştur, fırtına dönemleri üzerinden geçen uçakları içine çekmiştir. Uzunca bir dönem teknoloji ve bilim eksikliğinden kaynaklanarak bölge lanetli, şeytanın yeri gibi isimlerle anılmıştır. En popüler ve en bilinen şuan ki ismi ise Bermuda şeytan üçgenidir. Peki, Nedir bu bermuda şeytan üçgeni gerçeği ! Şeytan üçgeninde gerçekleşen en ünlü olay “Flight 19” olayıdır. İkinci Dünya savaşında Amerika’ya ait bombardıman uçakları 1945 yılında üsten ayrıldıktan sonra pilotlar hava şartlarının gayet iyi olduğunu söylemişler ancak çok kısa süre sonra uçaklardan birden bire sinyaller kesilmişti. Sinyal alınamayan uçakları aramaya giden ekibin uçaklarının da ortalık sakin iken birden sinyallerini kaybedince tarihin en büyük arama kurtarma çalışmaları yapılmıştır. Ancak hiçbir iz dahi bulamadılar uçaklara ait.


Bermuda şeytan üçgeni, Atlantik okyanusunun yaklaşık 750bin metrekarelik bir alanını oluşturan, Haritadan bakıldığında ise Miami, bermuda ve Puerto Rico sınırları arasında kalan üçgensel bölgedir. Bölge için ilk teknik ve bilimsel olarak ortaya atılan iddia, o bölgenin altında kocaman bir mıknatıs madeni bulunduğu ve bu madenin kocaman bir manyetik alan oluşturduğu bununsa geçen uçak ve gemileri içine çektiği olmuştu. Ancak ilerleyen dönemlerde uçak ve gemileri çekecek kadar büyük bir manyetik alan oluşturacak kadar büyük olması mümkün değildi. Yıllar sonra ortaya çıkabildi bermuda şeytan üçgeni gerçeği ! Bölgenin altında yer alan büyük doğalgaz kaynağından çıkan gazların suyun altında düşük sıcaklık ve yüksek basınç ile beyaz hidrat parçalarına dönüşüyor. Suya karışan milyonlarca metreküp hidrat suyun kaldırma kuvvetini azaltıyor ve üzerindeki gemiyi kaldıramaz hale getiriyor. Sonuç olarak o sırada bölgede bulunan gemiler yüzeyden yok oluyorlardı.

Hayaletlerle Karşılaşmak


  Hayaletlerin tarihi hakkında kesin bir bilgiye ulaşılamamıştır ama tarih boyunca her toplumlar tarafınca görüldükleri iddia edilmiştir. Günümüzde batı bölgelerinde hayaletler konusu iyice araştırılmaya başlanmıştır. Hayaletlerin davranış biçimi olsun, fiziksel boyutları geniş olarak araştırılmaktadır. Bu araştırmalar bilimsel olması yanında, ölüm ötesi de araştırılmaktadır. Batıda yapılan çalışmalar o denli kapsamlı sürdürülmekte ki hayaletlerin hayvanlar üzerindeki etkileri bile gözlemlenmeye çalışılıyor. Bu alanda yapılan araştırmalar kedilerin ve köpeklerin hayalet ve cinlerden korkmadığı ama sinirlendiği gözlemlenmiştir. Kedilerin hırçın ve saldırgan olduğu, köpeklerin ise ırladıktan sonra saklandıkları gözlemlenmiştir. Köpeklerin bu özelliğini kullanarak hayalet avı içinde kullanılmıştır.

  Bedensiz varlıkların etkileri nedir ?

  Sadece doğaüstü olaylar dünya ülkelerinde değil ülkemizde de yaşanmaktadır. Bu yüzden tüm dünyada toplanan belgeler ile parapsikoloji toplantılarında örnekler bilimsel değerlendirmeler ile yapılmaktadır. 1999 yılında yapılan bir toplantıda Bedensiz varlıklar hakkında olmuştur. Bu tip varlıkların insanlara kendilerini duyurmaları için bir çok doğaüstü olayı meydana getirebilmektedir. Çok ileri bir varlık olmasalar da öte dünya için ve anlaşılabilmesi için önemlidir. Dünyanın bir çok yerinde bu tip olaylar ile karşılaşılmıştır. Hayalet olayının en kabul edileni bedenin öldükten sonra ruhun bu dünya da yaşamaya devam etmesi olarak nitelendirilmiştir. 
 
 

Bosna Pramitleri

 

 2005 yılında bu proje üzerinde çalışmalara başlandı ve inşaat şirketleri ve jeologlar, temel sondajı ve jeo-morfolojik analiz yapmak için para alındı. Daha sonra basın toplantısında Avrupa'daki ilk piramitlerin keşfedildiğini dünyaya duyurdular. Kısa süre sonra kâr amacı gütmeyen Arkeoloji Parkı: Bosnalı Sun Vakfı Piramidi'ni kuruldu ve o zamandan beri Bosna'daki piramit araştırmaları dünyanın en büyük disiplinler arası arkeolojik projesi oldu. 2005 ile 2011 yılları arasında arkeolojik kazı, numune testi ve radyokarbon tarihlendirmesinde 340.000 çalışan ile yıllar harcadık. Piramitlerin Bosna Vadisinin, bugüne kadar keşfettiğimiz beş piramitten oluştuğunu tespit edildi. Bosna Piramitleri Güneş, Ay, Ejderha, Ana Dünyanın ve Aşk. Site aynı zamanda bir tümülüs kompleksi ve büyük bir yeraltı labirenti içerir.

   Bu keşif tarihi ve Avrupa'nın erken tarihinin bilgisini birkaç nedenden ötürü değiştiriyor: Bunlar Avrupa'da keşfedilen ilk piramitlerdir. Site, dünyanın en büyük piramit yapısını içeriyor -Bosnalı Piramit Güneşi daha eski ve yüksekliğinin 220 metreden fazla olduğu Mısır'ın Büyük Piramitinden (147 metre) daha yüksek. Boşnak Geometri Enstitüsü'ne göre, Güneşin Boşnak Piramidi, kozmik kuzey yönünde 0 derece, 0 dakika ve 12 saniye hata ile en kesin oryantasyona sahiptir. Güneş'in Boşnak Piramidi tamamen dikdörtgen beton bloklarla kaplıdır. Bosnia, İtalya ve Fransa'daki bilim kurumlarına göre modern beton materyallerinden çok daha üstün olan betonun aşırı sertlik (133 MP'ye kadar) ve düşük su emme oranı (% 1 civarında) özellikleri vardır. Piramitler, Tarımsal-Pedoloji Devlet Enstitüsüne göre, yaklaşık 12.000 yıllık toprak ile kaplıdır. Gliwice (Polonya) Silesian Teknoloji Enstitüsü Fizik Enstitüsü tarafından gerçekleştirilen Ayın Boşnak Piramidi üzerindeki döşeli terastan çıkan radyokarbon terasın 10.350 yıl önce (+/- 50 yıl) inşa edildiğini doğruladı. Bu bulgu, Bosnalı piramitlerin gezegende bilinen en eski piramit olduğunu doğruluyor . Piramitlerin Bosna Vadisi'nin altında toplamda on mildan fazla süren kapsamlı bir yeraltı tüneli ve odası ağı var. Yeraltı labirentinde seramik heykeller keşfedildi ve 20.000 liraya kadar kitleler keşfedildi ve böylece onları eski dünyanın en büyüklerinden biri haline getirdi. Boşnak arkeolojideki harikaların listesi burada bitmiyor. Yakınlarda, en yüksekDünyadaki Tümülüs: 61 metre yüksekliğindedir. En yakın rakibi olan İngiltere'deki Sillbury Hill, 60 metre yüksekliğindedir. Boşnak tümülüs iki tabakalı megalitik teraslar, kil tabakaları ve suni beton tabakalardan oluşur. Bir grup fizikçi Güneş'teki Boşnak Piramitinin tepesinden gelen bir enerji ışını tespit etti.
  Kirişin yarıçapı 4,5 metredir, frekans ise 28 kHz'dir. Işın sürekli ve gücünü yukarıya ve piramit uzaklaştıkça büyüyor. Bu fenomen, bilinen fizik ve teknoloji yasalarıyla çelişir. Bu, Gezegendeki herzian teknolojisinin ilk kanıtıdır. Görünüşe göre, piramit üreticileri uzun zaman önce sürekli bir hareket makinesi oluşturdu ve bu "enerji makinesi" hala çalışıyor. Yeraltı labirentinde, 2010'da üç oda ve küçük bir mavi göl keşfettik. Enerji taraması, iyonlaşma seviyesinin yer altı odalarını " şifa odaları " haline getiren ortalama konsantrasyondan 43 kat daha yüksek olduğunu gösteriyor . 2011'de elektromanyetik algılamanın daha da geliştirilmesi, Hartman, Curry ve Schneider ızgaraları vasıtasıyla negatif radyasyon seviyelerinin tünellerde sıfıra eşit olduğunu doğruladı. Tünellerde bulunan ve kozmik radyoaktif olmayan herhangi bir teknik radyasyon (elektrik hatlarından ve / veya diğer teknolojilerden) yoktu. Yer altı su akışlarının üzerine seramik heykeller yerleştirilir ve negatif enerji pozitife dönüştürülür. Tüm bu deneyler yer altı labirentini dünyadaki en güvenli yeraltı yapılarından biri olarak gösteriyor ve bu da vücudun yenilenmesi ve yenilenmesi için ideal bir yer olmasını sağlıyor.

Portekiz'de Yaratık Görüntülendi

 Portekiz'de öyle bir yaratık kamralara yakalandı ki görenler hayretler içerisinde bırakıyor.

  Portekiz'de yazın verdiği sıcaklıktan bunalan adam kendisini dışarıya atar. Uzun bir süre dolaştıktan sonra boş bir arazide yolda yürüyen garip canlı dikkatini çeker ve hemen cep telefonuyla video kaydı çekmeye başlar.

  İlk başlarda insan sandığı doğaüstü varlık, kamerasıyla zoom yaptığında aslında yaratığa ait olduğunu görür. Bu tuhaf canlının ne olduğu hala bilinmemektedir. Kamera kayıtlarını inceleyen uzmanların hiç bir şekilde efekt veya başka hilelerin kullanılmadığını ve kayıtların gerçek olduğunu söylemektedirler.

İşte Portekiz'deki Yaratığın Videosu:



Strange Creature filmed in Portugal paylaşan: real-paranormal-videos

Yaşanmış Garip Olaylar

Hayatta yaşanmış yok artık diyeceğiniz en garip olayları sizler için derledik. 

  İntihar Eden Kız


  24 yaşında ki oyuncu Peg Entwistli hiç bir zaman iyi bir oyuncu olamayacağını ve ne yapsa ne etse de asla Hollywood'tan rol alamıyacağını düşünüyordu. Çok geçmeden bu fikri onu intihara sürükledi. İntihar ettiği yer ise Hollywood tepesiydi. Çok geçmeden intihar eden kızın evine bir posta geldi. Postayı açan arkadaşları hollywoodta bir yapımcıdan bir filmde rol teklifiydi. İlginç olan ise rolün intahar eden bir kızı oynayacağı olmasıydı.

Gösteri Sandılar Çocukları yaktılar


  İngiltere'de 1929 yılında itfaiyeciler bir evde yangın söndürme tatbikatı yapmak istediler. Amaçları 9 çocuğu yanan evin içerisinden kurtarmak olacaktı. Planda eve sis bombası atılacak ve yangın süsü verilerek çocuklar bir bir itfaiyeciler tarafından kurtarılmasıydı ama aralarından bir tanesi bunu unutup evi ateşe verince müthiş bir can pazarı yaşanmaya başlar. İçeride kalan 9 çocukta feci şekilde yanarak can verir. Dışarı da izleyen kalabalık ise evin içerisinde tatbikat olduğunu düşündüğü için sadece alkış tutarak destek vermiştir. 

Fıçılı İntihar


  1901 yılında will adında bir adam kendisini ve köpeğini bir fıçının içerisine sokarak Niagara Şelalesinden aşağı yuvarladı. Buna rağmen adam sağ olarak şelalede yüzmeye devam etti ama köpeği fıçıda nefes alacak deliği tıkayınca Will intihardan değil köpeğinin hava deliğini kapatması sonucu nefessizlikten ölmüş oldu. 

Golfçu Öfkesi Yüzünden Öldü


  1982 yılında bir golf oyuncusu 13. deliği seçti. Oyunu çok kötü oynadığı için çok öfkelenmişti. Oyun bittikten sonra arabasına binmek için hareket etti ve elindeki golf sopasını arabaya doğru fırlattı. Golf sopası arabanın aynasını parçalar ve boynunda ki şah damarı parçalayarak ölümüne sebeb olur. 

Başka Boyuttan İnsanlar

  

  Parapsikoloji grubuna gittiğim günlerden ve orada tanıştığım bir kız arkadaşımın başına gelen olayı sizlere anlatmak istiyorum. Son birkaç yıldır rüyamda biri bana yardım ediyordu ama uyandığımda hiç yüzünü falan hatırlamıyordum aslında rüyada net görsem de bir türlü hatırlayamıyorum. Yani bana yüzünü hiç göstermedi. Neredeyse 1,5 yıl önce  uykuya dalacakken bir vizyon gördüm. Bir dev hiç görmediğim bir köye saldırıyordu ve ben onu uzaktan izliyordum. Kendimi arkamı dönükken gördüm, zaten görüntü birkaç saniyelik ti. Bu olaydan 2 ay sonra da gruba yazmıştım boyutlarla ilgili konuşuyorduk sohbet ediyordur.
  Arkadaşım bana o devi kendisininde gördüğünü söyledi. Bayağı konuştuktan sonra farkettim olayı. Arkadaşım küçüklükten beri o boyutta uyandığı söylemişti. Yine onunla bağ kurmuş birisi var tabii onunla birlikte oluyor sürekli. Bana iki taraf olduğunu söyledi bir taraf harabe yer devle savaşın olduğu yer olduğunu savunuyor. Diğeride onun gittiği yer normal olan sakin taraf kendisi orta yerde uyanıyor. Dev bir keresinde ona saldırmış ve uyandığında aldığı darbe izi aynı şekilde orada duruyormuş. Neyse o çocukla konuşuyor ben soru sormasını istemiştim. İşte benimle bağ kuran ama yüzünü hiç görmediğim çocukla ilgili. Neyse ertesi gün oldu konuştuk.  
  Aldığı cevaplar şuymuş ''Öyle biriyle bağ kurduğunu iddia eden birisi var evet. O harabe yerde. Yüzünü göstermemesinin sebebi kurallar.'' falan demiş. Arkadaşımda mantıken şu soruyu soruyor ve cevap alamıyor ''Sen nasıl gösterebiliyorsun?'' Bu arada oradan sadece birkaç kişi bizim gibilerle bağ kurmuş bunu öğrendim. Her neyse okuldayken onu düşünüyordum işte baya bir dalmışım farketmedim ta ki onun sesini duyana kadar adımı seslenmişti. O an anladım ki onunla telepatik olarak konuşabiliriz. Konuştum ama tabii cevapları duyamadım. Konuşurken duyduğunu anlıyorsunuz zaten kalbinizde acayip bir ağırlık hissediyorsunuz ve deli gibi çarpmaya başlıyor. Yani onu gerçekten hissediyorsunuz. Sonra, hepsi gitti. Arkadaşım rüyasında o boyutta uyanamaz oldu. Ben onu hissedemez oldum. Eskiden yapabildiğim bu doğaüstü yetenekler bir anda kaybolup gittiler. Şimdi ise tekrar yapmamın yolunu arıyorum.

Gölcük Depreminde Yaşanan Garip Olay

  

  Gölcük depreminden saatler önce yaşanan bir doğa üstü olayı sizler için bulduk. Olayı yaşayan kişi Fevzi Kalem, o tarihte 20 yaşında öğrenci olan Fevzi Kalem'in anlattıklarını sizlerle paylaşıyoruz. Sadece bizim sayfadadır. Fevzi Kalem ; " O gün kız arkadaşımla buluşmak için bir cafeye gitmiştim. Saat 22:00 civarıydı. Kız arkadaşımı bırakmak için taksiye bindik. Onu eve bıraktığımda saat 22:30'du. Ev arkadaşım ailesinin yanına gittiği için evde tek kalıyordum. Taksiye verecek param olmadığı için 6 km yolu yürümeye karar verdim. Ancak saat daha erken olmasına rağmen dışarda çok az insan vardı. Normalde kalabalık olurdu. Telefon kulübesi bulup kartımdaki son kontörle annemi aradım. Havadan sudan konuşurken, oğlum kendimi iyi hissetmiyorum, başın dertte mi dedi.
  Yok anam turp gibiyim dedim. Allaha emanet ol oğlum diyip kapattık telefonu. Yürü yürü bitmiyordu, soluklanmak için az oturdum, saat 02:35'di. Eve 20 dakikalık yolum vardı. Soluklandıktan sonra yola devam ettim. Yaşlı bir amca çevirdi yolumu, oğul dedi şu unu benim dükkana getirmeme yardım et dedi. Ben unu aldım amcanın dükkanına bıraktım. Oğul gel bir çay iç dedi, oturduk bir bardak çay içtik. Sonra saat geç olunca kalktım. Eve yürümeye devam ediyordum büyük bir gürültüyle irkildim. Yer sallanıyordu, ben hemen kendimi güvene aldım, evler gözümün önünde yıkılıyordu, çocuk sesleri, insanların birbirine feryat ederek seslenmesi, çok korkunç bir geceydi. Koşa koşa kendi evime doğru gittim. Benim kaldığım evde yıkılmıştı, elektrikler yok, koca şehir karanlığa bürünmüş, millet çocuğunu karısını kocasını arıyordu.
  Hayatımda yaşadığım en korkunç anları yaşadım. Evin yıkılmasını bırakıp, millete aramasına yardım ettim. O amca beni eylemeseydi ben çoktan evde olacaktım ve büyük ihtimalle ölecektim. Sabaha kadar dışarıda bütün mahalleli ile kaldıktan sonra, o adama teşekkür etmek için gittiğimde, adamı bulamadım. Ortada dükkan felan yoktu. O zaman anlamadım ancak zamanla o kişinin Hızır (a.s) olduğunu anladım.

Dünyanın Konustugu Sihirbaz Steven Frayne


  Steven Frayne, gelmiş geçmiş en iyi ve sırları çözülmemiş sihirbazlardan bir tanesidir. Sokak ortasında biran da uçabilir ve tuhaf  gösteriler yapabilen sihirbazın bir çok kişinin sırrını çözmeye çalışma çabaları boşa gitti. Özellikle uçabiliyor olması ve bunu özel bir sahnede olmadan istediği an yapabilmesi kafaları kurcalıyor dersek inanın yalan atıyor olmayız. Aslen Müslüman olan ve Londra doğumlu sihirbazın Türkiye'de gösteri yapacağını duyurması hayranları için heyecan ve merak uyandırdı.
 Steven Frayne, insanları şaşırtmanın onu var ettiğini düşünüyor. 29 yaşında bir anda ne oldu da dünyanın en iyi sihirbazlarından oldu bilemiyoruz ama en iyisi olduğu aşikar.

Steven Frayne söyleyişi;

- Sergilediğiniz gösteri numaralarınız ne kadarı yeteneğe, ne kadarı bilimsel ve teknik özelliklere dayanıyor.
- Yaptığım numaraların hepsi benim yeteneğim ve odaklanmama, beynime ve hafızama bağlı. Ayrıca şovumun çekimleri için sokağa çıktığımda gözlem yeteneğimi kullanarak her gün karşılaşılamayacağınız insanları seçiyorum.

- En büyük Hayranınız ve en büyük rakibiniz kim?

- En büyük idolüm büyükbabam. O, sihirbaz değildi. Ancak eli çabuk biriydi ve biraz hilebazdı. Bana çocukken okuldaki kabadayılardan kurtulmama yarayacak bir sürü harika numara öğretmişti. En büyük rakibimse kendimim. Sürekli mükemmelliği yakalamaya çalışmak beni oldukça zorluyor.

Göl Canavarı

 
  Şimdiye kadar en net videoya kaydedilmiş göl canavarı. Kuzey Amerika'da tatlı su gölünde bir amatör kamera tarafından çekilen görüntüler incelenmeye alındı. Şimdiye kadar polise yapılan yüzlerce ihbardan sonra ilk kez kameralara yakalanan göl canavarı, hayal ürünü olmaktan bu sayede çıkmış oldu. Bu doğaüstü olaya kişinin anlattıklarına göre "Balık tutmaya gelmiştim. Tam oltamı atacaktım ki su içerisinde bir kaos başladı bende değişik bir balık türü olduğunu düşündüğüm için cep telefonum aracılığı ile görüntü almaya başladım." şeklinde oldu.

Göl Canavarı Videosu

Ay piramidi adlı yazımı da okuyabilirsiniz. 


Otoyolda İnsanımsı Yaratık

Tam olarak hayvan mı yoksa yaratık mı bilinmeyen canlı


  Amerika Birleşik Devletlerinde bir otoyolda gözetleme kamerasının çektiği görüntü gerçekten çok tuhaf. Otoyol üzerinden karşı karşıya geçen bu yaratık öyle hızlı geçiyor ki karşıya kamera bile durumu zor fark ediyor.
 Bu insanımsı yaratığın kafası ve dört ayağı olduğu net olarak gözüküyor ama gerçekte bir hayvan mı yoksa bir yaratık mı o tam olarak açıklanamadı. ABD otoyolunda yıllardan beri aynı söylentilerin olduğu biliniyordu ama ilk defa böyle bir canlının kameraya takıldığı görüldü ve daha önce hiç bir zaman resmedilememişti bile. Bu canlının ne olduğu tam olarak anlaşılmadığı için kesin konuşmak yanlış olur videoyu izleyerek siz düşüncelerinizi yazabilirsiniz. Bu canlı doğaüstü bir varlık mı yoksa sadece bir hayvan mı ?


Kurşun Tabutun Sırrı Çözülemiyor



  Arkeoloji camiasının ilgisinin tabut üzerinde odaklanmasının nedeni, Roma İmparatorluğu’nun anayurdu İtalya’da ölülerin genelde tabutlarla gömülmemesi, istisna olaraksa tahta tabutların kullanılması. Gerçi MS 2. ve 4. yüzyılların arsındaki bu döneme ait birkaç kurşun tabut da bulunmuş, ama Gabii’deki kurşun tabutun özelliği, diğerlerinden çok daha büyük ve ağır olması. Gabii, Roma’nın 18 km doğusunda günümüzde Lazio kentinin bulunduğu yerde kurulmuş.
  Roma’nın kuruluşundan önce bölgenin büyük bir kentiyken, daha sonra Roma İmparatorluğu’nun gölgesinde kalmış. İtalya'da bulunan 500 kilo ağırlığındaki tabut, 2,5 cm kalınlığında yekpare kurşun bir levhanın kendi üzerine katlanmasıyla oluşturulmuş. Kazıları yürüten Michigan Üniversitesi Klasik Araştırmalar Kürsüsü profesörü Nicola Terrenato, “Bu çağlarda 500 kiloluk metal, büyük bir servet demek; böylesine büyük bir maddiyatı bir cenaze için harcamak gerçekten anlaşılır değil” diyor. Terrenato, abutun içindeki ölünün bir askere, bir gladyatöre ya da bir din adamına ait olabileceği görüşünde; ama başka olasılıkları da göz ardı etmiyor. Kurşun tabutlar içindeki insan kalıntıları iyi korunmakla birlikte cesede ulaşmak çok zor oluyor. Kurşun tabutu kırmak için gereken güç, tabutun içindeki ölüye çok fazla neden oluyor.
  Dolayısıyla tabut Roma’daki Amarikan Akademisi’ne nakledilerek burada termografi ve endoskopi yöntemleriyle içerdiği kalıntıların incelenmesine ve içinde kimin yattığı anlaşılmaya çalışılacak. Termografi yönteminde tabut birkaç derece ısıtılarak içeriğinin verdiği termal tepkiler incelenecek. Tabut içindeki kemikler ve cesetle birlikte tabuta konmuş olabilecek değerli eşyanın sıcaklığa farklı tepkiler vermesi bekleniyor. Endoskopi yöntemindeyse tabuta küçük bir delik açılarak içine bir kablo ucunda bir minikamera sokulacak ve içerisinde ne var ne yok görüntü alınmaya çalışılacak. Ancak yöntemin başarısı, tabutun katlanmış uçlarından içeriye fazla toprak dolmamış ve mumya üzerinde törende koyulan eşyalarda önemli ölçüde etkileyecektir.