Kaşık Nasıl Bükülür ? Yöntem Teknikleri


Kaşık bükme yöntemi

  Hepimiz TV'lerde ve web sitelerinde kaşık büken insanları mutlaka görmüş veya okumuşuktur. Şimdi sizlere beyin gücü ile kaşık bükme yöntemini anlatacağım. Bir nevi telekinezi yapacağız. Eğer imkanlarınız varsa, rahat edebileceğiniz sessiz ve loş bir mekan seçin. Arkanıza rahatça yaslanın yada tamamen uzanın burada önemli olan sizin rahat ediyor olmanızdır.  Gözlerinizi kapayın ve hiç bir şey düşünmemeniz gerektiğini bile düşünmeyin yani kafanızı tamamen boşaltın. Şimdi sadece baş ve işaret parmağınızın en uç noktalarıyla kaşığın sapını, ,kepçesine çok yakın bir yerden hafifçe kavrayın. Kaşığı yer ile paralel konuma getirin.

  Unutmayın, bu esnada gözleriniz halen kapalı bulunuyor olmalı. Şimdi kaşığın “erimekte olan bir hamur yada mum olduğunu düşünün. Bu telkin için kendinizi zorlamayın ve sadece öyle hayal edin. Buna daha iyi odaklamınız ve kaşığın sertliği bilincinin beyin gücünüze engel olmaması için bir yandan da kaşığı başparmağınızla hafifçe okşayın. Kaşığın hemen bükülmesini istemeyin ve acele etmeyin. Kaşığın erimeye başladığına iyi odaklandığınızda kaşık bir müddet sonra bükülecektir. Ancak ilk anda hissedeceğiniz bükülme yalancı histir ve heyecanlanmanızı sağlar. Bu hisse aldırmadan devam etmeli ve en az 6-7 dakikayı böyle geride bırakmalısınız. Kaşık en fazla 10 dakika sonra bükülecektir. Kaşık bükme konsantrasyona göre çok daha hızlı olabilir. Eğer gözle görülebilir bir bükülme olmadıysa, bükülme oranını görmek için kaşığın ilk ve son anlarını düz bir zemin üzerinde gözlemleyebilirsiniz. İlk seferde başarılı olamadıysanız gün içerisinde ara ara denemeler yapın mutlaka sonuç alacaksınız.

Sevildiğimizi ve Aldatıldığımızı Nasıl Öğreniriz (Psikoloji)

 

  Aldatıldığınızı, size yalan söylendiğini veya kullanıldığınızı düşünüyorsanız bu haber tam size göre Psikolojik bir teknik neler sakladığını öğrenmek için bir insanın aklını okumanızı sağlayacak. Bu taktik ile karşınızdakinin neyi sakladığını birkaç dakika içerisinde anlayacaksınız.

  Buna benzer senaryo deniyor ve Rorschach Testi daha bilinen adıyla mürekkep lekesi testi gibi uygulanıyor. Rorschach Testi belirsiz iki yönlü mürekkep lekelerinden oluşuyor. Testin ardındaki teori bir insanın şekillere yaptığı yorumların onun bilinçaltı tutum ve düşüncelerini ortaya çıkaracağı yönünde... Benzer senaryo ancak bambaşka bir yöntemle sözlü olarak aynı teoriyi uygulamak mümkün. Yapmanız gereken karşınızdakini hiçbir şeyle suçlamayan yalnızca ima eden bir soru sormak ve sonra yanıtını değerlendirerek, saklayacak bir şeyi olup olmadığını öğrenebilmek.

  Örneğin bir kadın, kocasının sekreteriyle ilişki yaşadığından şüpheleniyor. Durduk yere belki yemekten sonra şöyle diyebilir, “Biliyor musun, tatlım? Bence patronum Jim’in sekreteriyle aralarında birşey var” Sonra tek yapması gereken tepkiyi gözlemlemektir. Eşi soru sorup konuyla yakından ilgilenirse, kadın, onun da aynı şeyi yapmadığından emin olabilir. Ancak rahatsız olup konuyu değiştirmeye çalışırsa, benzer bir durumda olduğunu anlayabilirsiniz. Kadın da, eşinin tutumundaki bu ani değişimi hemen fark eder.

  Genelde böyle bir durumda karşımızdakiyle yüzleştiğimiz zaman o doğal olarak savunma haline geçer. Eğer yanılmışsak, paranoyak veya kıskanç görünme olasılığımız yüksektir ve ilişkimiz zarar görür. Bu teknikle belirli bir konu uydurabilir ve konuyla onun rahat mı, huzursuz mu olduğunu öğrenebiliriz, hem de tek bir suçlama yapmadan. Bir örnek ise bir hastane görevlisinin doktorlardan birinin görevde içki içtiğinden şüphelenmesidir. "Doktor Marcus, bir konuda tavsiyenize ihtiyacım var. Başka bir hastanede görevli bir meslektaşımın doktorlardan biriyle bir problemi var. Doktorun mesai saatleri içinde içki içtiğinden şüpheleniyor. Doktora karşı nasıl bir tutum sergilemesi gerektiğiyle ilgili bir öneriniz var mı?" şeklinde bir soru ile soru sorulan doktorun tepkisi durumu ortaya koyabilir.

  Burada da aynı davranışı kendisi yapıyorsa, çok huzursuz olacaktır. Görev başında içmiyorsa, o zaman tavsiyesine başvurulmasından dolayı memnun olacak ve önerilerde bulunacaktır. Bu yüzden birinin bir şey sakladığından şüphelendiğiniz anda, benzer bir senaryo yazın ve öğrenin. Strateji Değerlendirmesi Ona hemen psikolojik test uygulayın. Onu suçlamayan ama ima eden bir soru sorun. Tepkisini ölçerek, bir şey saklayıp saklamadığından emin olabilirsiniz.

Astral Seyahat Ve Cinlerin İlişkisi

astral seyahat

 
  Uzun zamandır araştırdığım konulardan bir tanesi de astral seyahat olmuştur. Bulduğum bie kaç metot ile umarım sizlerde şaşıracaksınız. Bilindiği üzre Cinlerden mümin olanları Feyz alanlara yardımda hizmette sınır tanımazlar, bunlar Afran Bafran Cifran Cinleridir(Kavimler) Seyahat için kapı(Boyut kapısı)Açarlar ve Rehberlik yaparlar. Normalde içleri temiz duygusal insanlarda bazen afranların yardım ettiği Yaşadığı toplumda ağır sorunlar içindekileri kısa bir dönem farklı boyuta götürürler, eğer Azazil Kavminin Cinleriyle çıkılırsa ASTRAL SEYAHAT bir kabusa döner kişi Şizofren hastası dahi olabilir. Sonu intihar uyuşturucu alkol v.b. sapmalardır ki onlarında istediği budur.

  Pazar, salı, perşembe, cumartesi, çıkış yapın çünkü gizli okuldaki mısır bilgileridendir, Sabah 7 havuç yiyin ,ve bir çiğ yumurtayı da üzerinden için, bunu öğleyin ve akşam gün batımında da tekrarlayın, çıkışı kolaylaştıran bir besindir… Sıcak bir banyo yapıldıktan sonra, sakinleştirici bir hap, ve bir enerji içecek için, içinde kafein içerenleri tercihen kahvede olabilir, enerji içeceklerde baya kafein içerir zaten. Sonra, mana aleminde korumayı simgeleyen bir daire çizin, bu daire yatacağınız yeri içine alacak şekilde dairenin içinden çizin,”daire” ruhunuzu senbolik olarak koruyacaktır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta korunma hisi hisedemeden ayrışıma girmeyin çünkü astral saldırılara karşı korunmanız gerekecektir. Yatay bir yatakta , dişçi koltuklarını anımsatan ve üzerinde beyaz yada gümüşümsü bir ipek çarşaf serin, bu çarşafta sizin enerjileri yoğunlaştırmada bire bir bir maddedir. “Metidasyon” yatağa uzanın ve nefesiniz ve kalbiniz sakin ritme girince nefesinizi 20 ye kadar sayınız, 20 den 19,18,17,16, bire kadar sayın, şaşırırsanız yeniden başlayınız, daima bu pozisyonda ölü gibi olmanız, ve nefesiniz yabancı bir nefes , size ait bir nefes değilmiş gibi onu takip ederek izleyin ve sayın, nefes bitiminde hal inecek, bu halin duygusu şu şekildir balon gibi şişme, ve bedeni hissetmem, bu esnada sıcaklık duygusu olma ihtimalleri çok yüksek , beden yatakta sabitken ruhunuz sağa yada sola kayma gibi bir durumda söz konuzu, bu esnada gözünüzün kapaklarına hislerinizle bakınız, ve onun sonsuzluğuna bakarak içten bir yükselme tavana doğru ilerlemeyi isteyin ,bu esnada çıkış yaşayacaksınız. Bir tekniğim var , olumsuz düşüncelerinizle konuşarak ,hissederek onlardan olumlu , hatta engel olmamaları için ayrı ayrı bir sohbete girerek bütün vücudu bu işe razı etmek gerek.
Yazan editör; Erdal Tunacı

En Tuhaf Yasaklar Koyan Ülkeler

Dünyanın en ilginç yasaklarını sizler için derledik 


  Milano'da Kaşlarını Çatmak Yasak


Biriniz kızdığımızda yada üzüldüğümüzde yaptığımız refleks hareketi olan "kaşları çatmak" Milano'da yasak.  Milano'da, cenazeler veya hastane ziyaretleri haricinde kaşlarını çatmak yasa dışıve hapise girme sebebi olabilir . Kent içerisinde herkesin yüzlerine gülümsemelerini gerektiğini düşünen hukümet asık surata karşı bir alerjisi var mantığı ortaya çıkıyor . Bunu yapmakta başarısızlık ise para cezası ve tekrarlama ile hapis cezası ile de sonuçlanabilir. Örneğim Kurtlar vadisi dizindeki gibi çatık kaşla gezemezsiniz. Özellikle Polat Alemdar olma şansınız orada yok. :)

Uganda'da Cinsel Eğitim Almak Yasak



   Uganda Devleti, okullar da cinsellik eğitimi almayı yasakladı. Bu nesil asla Çocukaların dünyaya ilişki ile geldiğini evlenene kadar bilemeyecek,  leyleklerin getirdiğine inanacaklar. Çoğu ülke, genç nesillere üreme ve cinsellik hakkında bilgi ve eğitimi verme konusunda ciddi düzenlemeler yapmaktadır.

  Uganda bu konuda tam zıttını yapmakta ve gerekçe olarak hiç bir fikri savunma yapmamaktadırlar ama söylenene göre Birçok kâr amacı gütmeyen kuruluş, yasağın Uganda'daki sosyal kalkınmaya yönelik bir tehdit olarak görüldüğü ve vatandaşların Hepatit B gibi hastalıkların yayılmasını önlemek için ve genç nüfusun  çiftleşme :) olasılığının artma oranını artırabileceği için bu ceza sisteminin geldiği düşünülmektedir. Yasağın kaldırılmasına yönelik kampanya yürütüyorlar . Hollanda'nın Uganda büyükelçisi de yasağı kınayarak tepkisini gösterdi.

Kuzey Kore'de Kot Pantolon Giyme Yasağı


 Yasakların ana vatanı olan kuzey kore'de yasakların ardı kesilmiyor. Kuzey Kore yetkilileri, bu bölgelerde yaşayan insanların dış dünyaya daha fazla maruz kaldıklarından ve Batı moda ve kültüründen etkilenebileceklerinden endişe ediyorlar. Vatandaşların kıyafet tercihleri, genellikle Kim Jong Un'a sadık, büyüyen bir gençlik grubu tarafından sürekli denetlenerek yasakların uyulması için baskı altın da tutuluyor.. Denetim birimi, etek uzunluğu, ayakkabı biçimi ve saç stilleri gibi varsayılan kapitalist eğilimleri de hedef alıyor.

Yalandır Bu Dünya Özletme Kendini Asla

  

  Evdeysek bir balkona çıkalım etrafımıza bakalım. Ne güzel değil mi ? Her yer kusursuz bir o kadar ihtişamlı. Ne yazık ki o gördüğünüz her şey insana armağan edilmiş lakin insan bu kadar güzellik karşısında sadece şımarmayı seçmiş ve bitmek, tükenmek bilmeyen aç gözlülüğü ile her daim hırslı olmuştur. Peki ben size bu kadar yoğun hayatınızın içerisinde bütün güzelliklerin sadece bir yanılgı olduğunu söylesem. Hayat sadece düşüncemiz kadar keşfettiğimizi, değil mi sonuçta beynimizin algıladığı kadar yaşamımızı sürdürür ve o kadar anlarız. Anlayamadığımız öyle kavramlar vardır ki işte bunlar hayatı anlatacak, hissettirecek ve tüm yaşamınızı kaliteli olmasını sağlayacaktır. 

Ölümün Olduğunu Hiç Unutmamak 


  Kimsenin söz etmekten bile hoşlanmadığı çok nadir aklına getirdiği ve ilginçtir ki aklına gelse bile kendisinin bu olaydan ayrıymış gibi davranması ne tuhaf değil mi ? O an asla kendisinin de bir gün öleceği hiç bir şekilde aklına gelmez. Durum böyle olunca kişi amaçsız ve plansız bir hayat yolu çizer. Sürekli başarısızlıklar art arda gelir. Çünkü benim en saçma bulduğum cahil bir söz olan "sonunu düşünen kahraman olmaz" Cümlesini karakterine işler. Hadi bakalım siz kahraman olun:)

Para İçin Köpek Olmak

  Aslında bu konu çok farklı ayrı bir yazımda uzun uzun yazılabilir. Bir çok insanın para için yapamayacağı hiç bir şey yoktur. Bu gibi insanlar karakter, kişilik ve buna benzer özelliğe sahip değillerdir. İnsanlıkları sadece üzerinde ki et parçasından ibarettir. Kesin olarak en dipteki insan terimidir. Diğer yandan büyük güçler tarafından borçlandırılan ve paraya muhtaç bırakılan insanlar vardır. Temel olarak istenilen Halk uyum düzeninin bozulmasını sağlamaktır. Ülkemizin en büyük özelliği aile kavramıdır. Bu sistem ile aile düzenini yıkarak düzensiz bir yaşam stili aşılanır. 

Sevgi, Saygı

  Evet artık ülkemizde, ailelerde ve toplumsal alanlarda mumla aranan manevi değer. Ele ki son nesil hiç tanışamayacağı için kaybetme gibi de bir lüksü olmayacaktır. Siz siz olun elinizde ki bir damla sevgiyi ve saygıyı ufaklıklara aşılayarak uygulamalarını sağlayın. 
  
  Sonuç olarak üç temel insanlığı kurtarabilir. Herkesin mutlu olsun yada olmasın daha kaliteli ve huzurlu yaşamasına yetecektir. 

Çernobil Gezi Rehberi Ölüme Yolculuk

 
Çernobil

  Tarihin en ciddi nükleer felaketi, 26 Nisan 1986 gecesi Çernobil’de meydana geldi. Yüz binlerce kişiyi göçe ve ölümcül hastalıklara sürükleyen, bir süper gücün çöküşünü başlatan Çernobil faciasının bıraktığı izler, üzerinden çeyrek yüzyıldan fazla bir süre geçmesine rağmen silinmiş değil. Ukrayna’nın Belarus sınırına yakın bu ölüm bölgesine giderek nükleerin, bir coğrafyada hayatı nasıl yok ettiğine tanık oldum. Tarihin radyoaktif soluğunu ciğerlerimde hissettim.” Soğuk ve puslu bir kış günü Kiev’in ana meydanı Maidan Nezalezhnosti’deyim. Pazar sabahı saat 9 olduğu için meydan oldukça sakin.

  Elimdeki rehber kitabın “dünyanın en tuhaf günübirlik gezisi” diye tanımladığı Çernobil Nükleer Santrali’ne bizi zütürecek olan rehberimiz Sergey Ivantchuk ile Khreschatyk Oteli’nin önünde buluşuyoruz. Benimle beraber çeşitli Avrupa ülkelerinden gelen toplam yedi kişiyiz. Çernobil, Başkent Kiev’e 135 kilometre mesafede. 20 yıl süreyle hemen hemen kimselerin geçmediği bu yolu, Çernobil’in ziyarete açıldığı 2002 yılından bu yana daha fazla araç kullanır olmuş. Batılı turistlerin ilgisi, yeni bir turizm türü yaratmış: “Afet turizmi”. Çok yakın bir tarihte gerçekleşen Fukuşima’ya rağmen dünyanın en büyük nükleer faciası denince akıllara halen Çernobil geliyor. Çernobil belleklere kazınmış acı bir hatıra…

   Çernobil’e ziyaret, sadece devletin görevlendirdiği rehberlerle mümkün. Bunun için de haftalar öncesinden Afet Bakanlığı’na başvurmak ve izin almak gerekiyor. Tur firmaları aracılığıyla tüm bu işlemler daha kolay ve hızlı gerçekleşiyor. Sergey bu işi sekiz yıldır yapıyor. Araca binmeden önce herkesin pasaportlarını son bir kez daha tek tek kontrol ediyor, elindeki belgelerle karşılaştırıyor, 1-2 telefon görüşmesinin ardından “Herşey yolunda, gidelim” diyor. Kiev caddelerinde ilerlerken Sergey mikrofonu eline alıyor ve Batılı müşterilerinin duymak istediğini en başta söylüyor: “Çernobil’e gitmek insan sağlığı açısından risk içermiyor. Rehberinizin kurallarına uyduktan sonra radyasyondan etkilenmeniz için hiçbir sebep yok.” Daha sonra, kuralların yazılı olduğu, birbirine zımbalı iki sayfayı okumaya başlıyor.

  Pür dikkat dinliyoruz, işin şakası yok. Her zaman asfalt yolda kalınmalı, toprak ve bitkilerle asla temas edilmemeli, yere çanta dahil hiç bir eşya bırakılmamalı, askeri kontrol noktalarının ve görevli askerlerin fotoğrafları çekilmemeli. Daha sonra belgeyi tek tek imzalıyor ve sağlığımızda meydana gelebilecek her türlü zararın sorumluluğu üzerimize alıyoruz. Kiev’den çıkıp bölgeye yaklaştıkça yolların yok olduğuna, evlerin, insanların, ağaçların seyrekleştiğine tanık oluyoruz. Bembeyaz bir örtünün kapladığı doğa, Çernobil’e yaklaştıkça cansızlaşıyor adeta. iki saatten fazla süren yolculuğumuz boyunca The True Battle of Chernobyl (Gerçek Çernobil Savaşı) adlı belgesel yapımı izliyoruz. Hislerim birbirine karışıyor; merak, endişe, üzüntü..

Nazar Boncuğunun Gerçek Şeytani Yüzü

  Hepimiz nazar değmesin diyerekten çocuklarımızda ve evimizde nazar boncuğu bulundururuz. Aslında iyi olduğunu sandığımız Nazar boncuğu bizler için tehlikenin ta kendisidir.


   Piramitlerden tutunda bir çok tarihi mekanlarda bile birinin içinde Şeytan’ın evi saklıdır, dedik. “Piramit”in üzerindeki “her şeyi gören göz” denen sembolde, Şeytan’ın Kabe’yi,Âdem’i ve Yaradan’ın yarattıklarını takip ettiğini ve bugün de bu olgunun devamının olduğunu söyledik. Şeytan ve Şeytanîlerin hain izleyen gözü Yaradan’ın yaratışını takip ediyor. Bugün Şeytan için hizmet verenler birçok bilim dalını müdahale ederek kötü emellerini de etki etmiştir. Oysa Yaradan, asıl her şeyi görendir.

  Bunu bildiklerinden her şeyi yapacak yüzsüzlüğü yapacaklar, Allah inancını insanlık bilincinden silmek çabasındadırlar. “Her şeyi gören göz”ün insanlığa bakışı, Yahudilerin Masonik hain bakışıdır. Her türlü bilgileri kendi emelleri uğrunda, insanlığın aleyhine kullanırlar. Her şeyi bilen ancak Allah’tır. Bu hain bakışlarından Allah’ı habersiz sananlar şu ayeti okuduklarında kendilerinden geçecektir.

ALLAH GÖZLERİN “HAİN BAKIŞLARINI” BİLİR, GÖNÜLDE GİZLEDİKLERİNİ DE…” Mümin / 19
 Nazar boncuğu yani Göz sembolünün muskalardaki yeriyle ilgili olarak, geçmişten günümüze sürdürülen bu Şeytanî çakallıktan bahsedelim. Günümüzde, özellikle mavi üzerinde göz bulunan, ülkemizle de neredeyse özdeşleşen “nazar boncuğu”nun tarihsel bağlamını sandığımız kadar kesinlikle iyi değil. Nedir nazar boncuğu ? Mavi renkte olup, cam ve taş gibi maddelerden yapılan; bebeklere, insanlara, evlere asılan nazarlık. Bugünkü nazar boncuklarının kökeni de Eski Mısır muskalarına ve “her şeyi gören göz” denen Şeytan gözüne dayanmaktadır. Üstelik evde nazar değmesini engellemek yerine evinize cinleri çağırmaktadır.

Bir hadis-i şerifte Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav): “Kim nazarlık, muska benzeri şeyleri söküp kırar, atarsa,Allah ona köle azat etmiş sevabı verir.” buyurur.
  Bugünkü kafamıza yanlış yerleşmiş olan muska alışkanlığı şeytan ve cinlerin göz enerjisiyle de insanlara sihir yapıp etki altına almaktadırlar. Fakat bunlar; bu tip nazar boncukları, zaten onların ritüellerindendir ve büyü araçlarındandır. Bunlar fayda vermez. Sığınılacak merci Allah’tır; ve asla nazar boncukları değildir.

Ölümün Aşamaları Nelerdir ?



  Külber-Ross'a göre hasta, ölünceye kadar beş aşamadan geçiyor; Birinci aşama, hastanın içinde bulunduğu durumu inkâr etmesi; "Ben, ölmem!" İkinci aşama ise kızgınlık şeklinde beliriyor; "Niçin ben? Neden bir başkası değil de ben? Niçin daha bilgisiz işe yaramayan ya da yaşlı birisi ölmüyor da ben ölüyorum?" Üçüncü aşama ise pazarlık devresidir; "Eğer dediklerinizi yaparsam, beni iyileştireceksiniz değil mi?" 3. aşamadan itibâren, artık durumu yavaş yavaş kabullenmeye başlar. Bu, dördüncü aşamadır; "Ben, ölüyorum. Gerçekten ölüyorum." Son aşamada ise hasta, ölümü tümüyle kabullenir ve beklemeye başlar. Bu son aşama hastanın davranışlarında ilginç gelişmelerin olduğu aşamadır. Örneğin, sesler işitir daha önce ölmüş olan yakınlarının kendisini beklediklerini söyler. Bu aşamada hastaların büyük çoğunluğunun parlak ışıklar, sonu aydınlık tüneller gördükleri, benliklerine bir huzur duygusunun egemen olduğu belirtiliyor. Bilinen bir gerçek daha var ki o da tıbben ölüp sonra hayata döndürülen kişilerin daha sonra ölümden korkmamaları.

  Bir diğer ölüm uzmanı (ben böyle tanımlıyorum) Dr. Raymod Moody'dir. "Life After Life", bilim dünyasında çok ilgi çeken bir kitaptı. Psikiyatrist Dr. Moody, ölümün kıyısından dönen hastaların deneyimlerini aktarmıştı. Yaşama geri dönen hastalar, bir ışık tünelinden geçtiklerini, başka bir boyutta iyiliksever ruhsâl varlıklarla karşılaştıklarını ve bazen de yaşamların en önemli olaylarını yeniden anlatmışlardı. Dr. Moody, bu olguya "ölüme yakın deneyim" adını vermişti. Ölümün kıyısından dönenlerin çoğu, bu deneyim ardından büyük değişim sergilemişti. Anlattığına göre Dr. Suzuki de bunlardandır. Dr. Suzuki, genetik açıdan felç geçirmeye yakın bir kişi olduğunu ve 50 yaşlarında bunu yaşadığını anlatıyor. Dr. Suzuki, parlak ışıklar çeşitli pastel renkler ve parlak güzel bir ışığa doğru giden ve içine doğru çekildiğini hissettiği bir tünel gördüğünü anlatıyor.Ama ışığın kaynağına giderken henüz zamanı gelmediğini de hissetmiş.

  Bir saniye sonra kendini hastanene yatağında meslektaşları tarafından muayene edilirken bulmuş. Konuşmayı ve yürümeyi tekrardan öğrenmek zorunda kalmış. 17 Eylül 1975'te Dannion Brinkley'in yaşadığı deneyim meşhurdur. Kendisi telefonla konuşurken, düşen bir şimşeğin telefon kablosundan geçerek kulağından tüm bedenine ve sonra ayağına kadar inmesi sırasında kalbi durmuştur. Kalbi durduktan sonra hastaneye kaldırılan Brinkley kurtarılamamış ve morga kaldırılmıştır. Morgda bir anda hayata dönen Brinkley, klinik olarak tam 28 dakika ölü kalmıştır. Brinkley, "Saved by the Light" (Işık tarafından Kurtarıldı) isimli kitabında kendisi yaşadığı deneyimi anlatmış, Hollywood tarafından yaşadığı deneyim Saved by the Light ismiyle sinemaya uyarlanmıştır. Kendisi birçok yerde konferanslar düzenlemekte ve insanlara ölümün bir son olmadığını ve ölümden korkulmaması gerektiğini anlatmaktadır. 1975 yılında, Dannion Brinkley, gökgürültülü bir fırtına esnasında telefonda konuşuyordu. Telefon kablosuna düşen bir yıldırım başına ve vücudunun diğer kısımlarına binlerce voltluk elektrik gönderir. Kalbi durur ve ölür, fakat işin aslında, bir NDE yaşamıştır. Brinkley, morgda 28 dakika sonra yeniden canlandığında, anlatacağı müthiş bir hikayesi vardı. Aşağıdakiler Paul Perry ile yazdığı kitabı "Saved By the Light"tan alınmıştır. Sonrasında duyduğum ilk ses bir yük trenine benzeyen bir sesin kulağıma ışık hızıyla gelmesiydi. Elektrik şokları bütün vücudumdan aktı ve her hücremi pil asitinin içinde eridiğini hissettim. Ayakkabımın çivileri yerdeki çivilere yapışmıştı dolayısıyla havaya fırladığımda ayaklarım ayakkabılarımdan çıktı. Gözümün önünde tavanı gördüm ve yatağımın üzerine düşerken bir dakika için nasıl bir gücün bu kadar acıya sebep olabileceğini ve beni bu şekilde tutabileceğini tahmin edemedim. Bir saniyenin bile yarısı kadar olan bir süre bir saat gibiydi. Korkunç bir acıdan sonra kendimi huzur ve sakinlik verici bir denge hissiyatında buldum. Daha önce hiç bilmediğim ve şu ana kadar da hiç hissetmediğim bir histi. Sanki çok güzel bir sakinlik içinde banyo yapmak gibiydi. Ne olmuş olduğuna dair hiçbir fikrim yoktu, ama bu kadar huzur içinde olmama rağmen nerede olduğumu bilmek istiyordum. Etrafıma bakmaya başladım, havada dönüyordum. Aşağımda yatağın üzerine fırlatılmış vücudum vardı. Ayakkabılarım tütüyordu ve telefon ellerimde erimişti. Sandy'nin odaya koştuğunu görüyordum. Yatağın yanında durup bana korkunç bir ifadeyle bakıyordu, tıpkı bir ebeveynin çocuğunu yüzme havuzunda ters dönmüş bir şekilde yattığını gördüğündeki ifade gibiydi. Tommy 10 dakikadan az bir süre içerisinde geldi. Ters bir şeyler olduğunu biliyordu çünkü patlamayı telefondan duymuştu. Tommy'nin beni tutmasını ve ambulans geciktiği için küfürler ettiğini izledim..Siren sesleri duyulmaya başlamıştı. Sağlık görevlileri beni sedyeye koyup ambulansa götürürlerken üçünün tepesinde uçuşuyordum, Sandy, Tommy ve kendim Uçuştuğum yerden, herkesten 5 metre kadar yükseklikte, yüzüme düşen yağmuru ve ambulans ekibinin arkalarının ıslandığını görebiliyordum. Gördüğüm perspektif bir televizyon ekranı gibiydi. Öfke ve acı duymadan, sedyedeki kişinin titreyip, seğirip, sıçradığını seyrettim. Ölü bedenimden ambulansın önüne doğru baktım. Bir tünelin oluştuğunu gördüm, bir hortumun gözü gibi açılıyor ve bana doğru geliyordu. Ben hiç kımıldamadım, tünel bana doğru geldi. Çan sesleri vardı tünel bana doğru ve sonra da etrafımda spiral çizerken. Hemen sonrasında görülen hiçbirşey yoktu.

  Ne ağlayan Sandy, ne ambulans ekibinin ölü bedenime kalp masajı yapması, ne hastaneyle telsizden yapılan çaresiz konuşmalar.. sadece bir tünelin beni bütünüyle sarışı ve yedi çanın ardı ardına ritmik bir şekilde çalan güçlü güzel sesleri.. Karanlığa doğru baktım. Yukarıda bir ışık vardı ve ona doğru elimden geldiği kadar hızlı hareket etmeye başladım. Bacaklarımı kıpırdatmadan ışık hızıyla hareket ediyordum. İlerledikçe ışık daha da parlaklaşıyordu ta ki bütün karanlığı yok edecek ve beni tamamiyle gözalıcı bir ışık cennetinde bırakana kadar. Bu gördüğüm en parlak ışıktı, ve buna rağmen gözlerimi birazcık bile acıtmıyordu. Bu ışık, karanlık bir odadan güneşli bir odaya geçildiğinde hissedilen acının tam tersine, gözlerimi rahatlatıyordu. Sağıma doğru baktım ve sisin arasından gümüş bir formun bir siluet şeklinde görünmeye başladığını fark ettim. Yaklaştıkça sevgi kelimesinin bütün anlamlarını içeren derin bir sevgi hissetmeye başladım. Sanki sevgilim, annem ve en yakın arkadaşımın binlerce kat fazlası gibiydi. Işık varlık yakınıma geldikçe, bu sevgi hissiyatı o kadar yoğunlaştı ki dayanamayacak kadar zevk vericiydi. Işık varlık tam önümde durdu. Onun özüne doğru baktığımda, renk prizmaları, sanki her birinden gökkuşağının renklerini yayan binlerce minik pırlantadan oluşmuş gibiydi. Onun varlığında kendimi çok rahat hissettim, varlığındaki samimiyet sanki hissettiğim bütün duyguları hissettiğine inanmamı sağladı. Aldığım ilk nefesten yıldırım çarpmasıyla cızırdayana kadar.. Bu varlığa bakarken kimsenin beni ondan daha fazla sevemeyeceğini, ve kimsenin bana karşı ondan daha fazla empati, sempati, cesaretlendirme, yargısızlık ve merhamet duyamayacağını hissediyordum. Işık varlık beni içine çekti ve bunu yaptığında bütün hayatımı yeniden deneyimledim, bütün başıma gelenleri hissettim ve gördüm. Sanki bir su baskını olmuş ve beynimde kayıtlı olan bütün hatıralar dışarı taşmış gibiydi. Hayatımı gözden geçirmeyi bitirdikten sonra bir noktaya gelmiştim, az önce tanık olduğum şeylere baktığımda tek bir sonuç çıkıyordu. Utanmıştım. Farkına vardım ki çok bencil bir hayatım olmuş, insanlara çok ender yardım etmişim. Kardeşlik sevgisiyle neredeyse hiç gülümsememiştim ve kimseye kötü durumda olduğu için 1 Dollar ( Burada tercümenin düzeltilmesi gerekiyor) vermemiştim. Hayatım kendim ve sadece kendim içindi. İnsanlara hiç önem vermemiştim. Işık varlığa baktım ve çok derin bir üzüntü ve utanç hissettim. Bir azarlama, ruhumun kozmik bir şekilde sallanmasını bekledim. Bütün hayatımı gözden geçirdim ve gördüğüm gerçekten değersin bir insandı. Bir azarlama değil de ne hak ediyordum? Kim olduğun Tanrının yaptığı bir farklılıktır....

  Dedi varlık...Ve o fark sevgidir... Aslında hiçbir konuşma olmuyordu, ve bu düşünce bana telepatik ( farklı bir telepati yoluyla )bir şekilde iletiliyordu. Bugüne kadar bu kelimenin manasının ne olduğundan emin değildim. Fakat söylenilen buydu. Tekrardan bir gözden geçirme süresi yaşatıldı. İnsanlara ne kadar sevgi vermiştim? Onlardan ne kadar sevgi almıştım? Ve biraz önce gördüklerime bakılırsa, yaptığım her iyi olaya karşılık neredeyse 20 kötü olay yaratmıştım. Eğer suçluluk şişmanlık olsaydı, 230 kilo gelirdim. Işık varlık uzaklaştığında, suçluluğun getirdiği ağırlık üzerimden kalktı. Gördüklerimde acıyı ve ıstırabı hissetmiştim fakat tüm bunlardan hayatımı değiştirebilecek bilgiyi öğrenmiştim. Varlığın mesajını başımın içinde telepati şeklinde duyabiliyordum: ...İnsanlar dünya üzerinde iyilik yaratmak için varolan güçlü spiritüel varlıklardır. Bu iyilik, genellikle cesur hareketlerle gerçekleştirilmez, insanlar arasındaki şevkatli tekil haraketlerle varolur. Önemli olan o küçük şeylerdir, küçük davranışlardır, çünkü kendiliğinden gelişen heraketler onlardır ve insanın gerçek kişiliğini gösterir... Çok mutlu olmuştum. Artık insanlığı geliştirecek basit sırrı biliyordum. Hayatınızın sonunda hissettiğiniz sevgi ve iyi hisler yaşarken verdiğiniz sevgi ve iyi hislere eşit. Bu kadar basitti. ...Artık bu sırra sahip olduğum için hayatım daha iyi olucak... dedim Işık varlığa. O sırada fark ettim ki geri gitmiyordum. Artık yaşayacak bir hayatım kalmamıştı. Üzerime yıldırım düşmüştü. Ölmüştüm. Kanatsız kuşlar gibi, katedrallerle dolu bir şehre sürüklendik. Katedraller içeriden parlayan bir ışıkla dolu kristalden yapılmış gibiydiler. Korkmuştum. Bu yerin havada titreşen bir gücü vardı.. Bir öğrenme yerinde olduğumu biliyordum. Hayatımı yeniden gözden geçirmek için veya değerinin ne olduğunu anlamak için değil, bilgilendirilmek için oradaydım. Yapıya girdiğimde, Işık Varlık artık benimle değildi.

  Onu görebilmek için etrafıma bakındım ve kimseyi göremedim. Odada sıralar hizalanmıştı, ve yayılan ışık her şeyin parlamasını ve sevgi gibi hissedilmesini sağlıyordu... Hemen sonra, podyumun arkasındaki boşluk Işık varlıklarla doldu. Benim de oturmakta olduğum sıralara doğru bakıyorlardı, ve onlardan şevkatli ve bilge bir ışık saçılıyordu. Sırada oturdum ve bekledim. Daha sonra olan şey ruhsal yolculuğumun en muhteşem kısmıydı. Podyumun arkasında dururlarken varlıkları sayabiliyordum. Onüç tanelerdi, omuz omuza yan yana duruyorlardı ve sahneye yayılıyorlardı... Onlar hakkındaki diğer şeylerin de telepatik bir yolla farkındaydım. Her biri insanoğlunun sahip olduğu değişik duygusal ve psikolojik özellikleri temsil ediyorlardı. Mesela, varlıklardan biri kuvvetli ve tutkuluyken bir diğer artistik ve duygusaldı. Biri cesur ve enerjikti, biri sahiplenici ve sadıktı. İnsan terimlerine göre, her biri zodyağın bir burcunu simgeliyordu. Spiritüel terimlere göre, bu varlıklar burçları da geçiyordu. Bu duyguları benim hissedebileceğim bir yoğunlukta çıkartıyorlardı. Şu anda artık bu yerin bir öğrenme yeri olduğunu biliyordum. Burada bilgi içinde demlenip, daha önce hiç eğitilmediğim gibi eğitilmiştim. Kitaplar yoktu, ezberleme yoktu. Bu ışık varlıklarının huzurunda, bilginin kendisi olmuştum ve bilinmesi gereken her şeyi biliyordum. Her türlü soruyu sorabilir ve cevabını bilebilirdim.

  Sanki bilgi okyanusunda bir su damlası veya ışığın bildiği her şeyi bilen bir ışın olmak gibiydi. Varlıklar bana birer birer geldiler. Her biri yaklaştığında, göğüslerinden video kaseti büyüklüğünde bir kutu çıkıyor ve tam suratıma yakınlaşıyordu. Bu ilk olduğunda, bana vuracağını düşünerek ürpererek geri çekildim, ama vuruştan hemen önce, kutu açıldı ve dünyada olacak olan bir olayın küçük bir televizyon resmi gibi bir şeye dönüştü. Seyrederken, resme doğru çekildiğimi hissettim ve sonra da olayı sanki içindeymişim gibi canlı olarak yaşadım. Bu oniki kere oldu ve oniki kez gelecekte dünyayı sarsacak olayların ortasında durdum. O sırada bunların gelecekte olacak olaylar olduğunu bilmiyordum.

  Tek bildiğim çok mühim olayları gördüğümdü ve bunlar sanki bana gece haberleri gibi geliyordu, yalnız bir tek farkla; ekrana doğru çekiliyordum. [Dannion';e daha sonra kehanet niteliğindeki vizyonlar gösterilmiş ve 28 dakika sonra morgdaki bedenine geri döndürülmüştü.] [6] Elizabeth Taylor, geçirdiği bir ameliyat sırasında tıbbi anlamda 5 dakika ölü kalmıştır. CNN'de yayınlanan "Larry King Live" isimli programda kendisi, yaşadıklarını şöyle anlatmıştır: "Michael Todd'un (uçak kazasında kaybettiği 3. eşi) rûhuyla karşılaştım. Ben de onunla burada kalmak istediğimi söyledim; fakat o, bana dünyaya geri dönmem gerektiğini ve daha vaktimin gelmediğini söyledi. Onun aşkı ve sevgisi beni tekrar yaşama döndürdü." 20 Mayıs 2009'da Batman'da 54 yaşındaki Hasan Altun'un kalbi, hastanede 25 dakika süreyle durdu. Doktorların bu durumu bildirmesiyle hastanedeki yakınları, gözyaşlarını tutamadı. Aradan geçen 25 dakika içinde takılan geçici pille Altun, yeniden yaşama döndürüldü. Doktor Tuncer Toklu, “Hastanın tıkalı damarı için anjiyo yaptıktan sonra, birden cihazın şeridi düz oldu. Şoklarda kendine gelmeyince, kalbine geçici pil takarak çalıştırıldı. Tüm doktorlarımız, seferber olmuştu. Hasta yakınlarına öldü haberini verdikten sonra mûcize bir şekilde hasta nefes alıp-vermeye başladı” dedi. Hastanede 25 dakika kadar kalbi durduktan sonra yeniden yaşama dönen Hasan Altun, hiç bir şey hatırlamadığını söyledi. Altun, kendisine müdahale edildiği ana kadar bilincinin açık olduğunu, daha sonrasını ise hatırlamadığını belirtti. Kendine gelir gelmez başındaki doktordan sigara istediğini söyleyen Altun, “Kendimden geçtikten sonrasını hatırlamıyorum. Kendime geldiğimde başımda bekleyen doktordan sigara istedim. Doktor kızdı ve bir daha kesinlikle sigara içmemem gerektiğini söyledi.

  Doktorun önerisini uygulayıp, bundan sonra sigara içmeyeceğim.” dedi.[2] Doçent Dr. Letafet Memedova Azerbaycan'ın saygın ressamlarındandır. Babası eşi ve kendisi ressam olan Memedova, Azerbaycan Devlet Pedagoji Üniversitesinde resim bölümü müdürü iken, 2001 yılında Azerî resmini tanıtmak üzere Türkiye'ye davet edildi. Halen İstanbul'da sanatını icra ederken, bir yandan da resim sanatını öğretiyor. Eşim vasıtasıyla tanışıp aile dostu olma şerefine ulaştığım Memedova'nın yaşadıklarını birinci ağızdan dinleme imkanı buldum. İşte onun ölüme gidip geliş öyküsü: 1989 yılı yazı idi. Yazlıktan Bakü merkezindeki evimize dönmüştük. Evde telaş içinde temizlik yaparken bir sancı hissettim. Kendimi iyi hissetmediğim halde işime devam ettim. (Yumurtalıklarımdaki kistlerin patladığını daha sonra öğrendim). İşimi bitirdikten sonra akşam gitmeyi planladığımız ziyaret için hazırlanmaya başladım. Eşim ailesinin evine gitmişti. Orada iken “eve dön” diyen bir ses duyduğunu söylüyor. Gittikçe kötüleşiyordum. Banyoya gidip yüzümü yıkadım. Çıkarken kapıda ayakta duramayacağımı hissettiğim için tutundum. Sonra kendimden geçip yüz üstü düştüm. Burnum kırılmış ve bayılmışım. Bu çarpma esnasında beyin travması geçirmişim. Ama gözlerim hep açık kalmış. Koyu karanlık içinde gözlerimi açtım. Biraz sonra aniden ortalık rengarenk ışıklarla doldu. Bir anda kendimi dünyanın dışında uzayın içinde buldum. Bedenimden ayrılan ruhumun uçtuğumu anladım. Bulunduğum yerden dünya bütün güzelliğiyle görünüyordu. Hızla dönen yıldızların, yanımdan gelip geçen meteorların seslerini duyuyordum. Sonra dünyaya yaklaştım; atmosferin içine girdim. Bir sonraki aşamada yemyeşil bir kırdaydım. Rengarenk çiçekler, kelebekler ve kuşlar gördüm. Rengarenk bir gökkuşağı çevreliyordu bulunduğum alanı. Bir ressam olmama rağmen o renkleri bu dünyada hiç görmedim ve yapamadım. O doğanın bir parçası, toprak olduğumu hissettim. Üzerimde papatyalar salınıyordu. Bütün doğanın canlı olduğunu hissettim. Bir şelale çağıldıyordu yakınımda. Sesiyle huzur veren, dinlendiren bir şelale. Tam bir cennetti bulunduğum yer. Şelalenin sesini de duyuyordum. Bütün canlıların titreşimler halinde konuştuklarını hissediyordum. Sonra çimenlerin üzerinde uçar gibi gezinmeye başladım.

  Bir küre gibiydi çimenlik. Aynı anda kürenin öbür tarafını da görüyordum. Hissettiğim mutluluğu ve rahatlığı tarif etmem imkansız. Böyle bir duyguyu ne öncesinde ne de sonrasında bu dünyada hiç hissetmedim. Uzun süredir ordaymışım, orası benim yurdum imiş gibi geliyordu. Bir anda uzaktan “Letafet, Letafet” sesleri gelmeye başladı. Sonradan öğrendiğime göre eşim Cavit beni sarsıyor, bana sesleniyor ve yanaklarımı tokatlıyormuş. O sarsmalarla birlikte şiddetli bir acı içinde kendime geldim. Eşim başımda durmuş yanaklarımı tokatlıyordu. İlk sözüm “neden beni uyandırdın, ben çok mutluydum, neden beni döndürdün?” oldu. O gerçek mutluluğu tamamen yitirmiştim ve acılar içindeydim. Geri döndüğüme çok pişmandım.

  Eşim bana “sen ölmüştün, gözlerin açık ama sabitti, hiçbir hayat belirtin kalmamıştı” dedi. Beni hemen hastaneye kaldırdılar ve ameliyata aldılar. Eğer 10 dakika gecikseymişim, kan kaybından ölecekmişim. Ameliyatla patlayan kistleri almışlar, ağır bir ameliyat olmuş. Doktorlar hayatta kalabileceğime teminat veremeyeceklerini söylemişler. Ama Allah'a şükür döndüm ve hayattayım. Bu deneyim sonrasında ölüm korkum hiç kalmadı. Zaten önceden de rüyalarımda, daha sonra olacak olayları görüyordum. Eşime ve çevremdekilere yaşadıklarımı anlattığımda bana inandılar. Çok istediğim halde o dünyanın görünüşünün ve mutluluk içinde uçtuğum yeşilliğin resmini hiç yapamadım. Bir Ölüme Yakın Deneyim Yaşadığını ise uzun süre sonra öğrendi.
Alıntı

Bu Cinayetin Sırrı Çözülemiyor



   Julia Wallace afında ki bir kız Liverpool'da 29 Wolverton Street'te yaşayan bir İngiliz ev hanımıymış. 19 Ocak 1931'de kocası William, yerel bir kulübüne düzenli bir üyesiymi ve düzenli olarakta kulübe gidermiş. Qualtrough adlı bir adam tarafından, William'ın tanımadığı, kendisine 25 Menlove Bahçesinin doğu tarafına gitmesini söyleyen bir kişi tarafından mesaj alır. Ertesi gün ise William ve eşi evde adres üzerinde inceleme yaptıklarında gizemli kişiden gelen mesajın sahte bir adres olduğunu keşfettiler ancak içlerinde ki merak o adresin sahte olması bile gitmelerine engel olmadı ve yaklaşık bir saat boyunca yol boyunca dolaşarak o adrese benzeyen bölgeyi bulmaya çalıştılar.

  Daha sonra tekrar eve dönen adam eşinin ceseti ile şok oldu. Bu olayda kadının eşi suçlu ilan edildi.Polis, yaklaşık iki hafta sonra William'ı tutukladı ve arama, satranç kulübünden sadece birkaç yüz metre uzaktaki bir kutudan geldiğinden kendisini sahte bir mesaj bıraktığına ikna etti. Ona karşı verilen kanıtların çoğunun şart koşulduğu halde William ölüme mahkûm edildi ve cezalandırıldı. Çok geçmeden William'ın davası, jüri kararlarını nadiren tersine çeviren Ceza Temyiz Mahkemesine getirildi. Bununla birlikte, Mahkeme, bu davanın garanti altına alındığına karar verdi ve William serbest bırakıldı. Bugüne kadar suçtan başka kimse suçlanmadı ve çözümlenmedi. Üzerinden yıllar geçmesine rağmen bir iz dahi bulunamadı.

Öğrencileri Üzerinde Deney Yapan Öğretmen

  


  Hipnotizma üzerine çalışma yapan bir öğretmen büyük bir grup üzerinde deney yapmaya karar verdi. Bu çılgın Öğretmen Boennecker, "daha düşük işçi sınıfları" nın çocuklarını eğitme korkutucu bir görevi gördü. Onları yüksek sesle, kaba ve ahlaksız olarak sürekli azarlıyordu. Hipnotizmaya ilgi duyan öğretmen sınıfında ki öğrencilerinin üzerinde kullanmaya karar verdi . Kendilerinin hepsinin etkisinde olduğuna inandığında, öğrencilerine hipnotizma kimseye bahsetmemelerini söyledi. Sonra onlara her zaman gerçeği söylemesi ve nazik davranmaları gerektiğini söyledi.

  Sınıfını trans'dan uyandırdıktan sonra hipnoz birçok öğrenci üzerinde çalıştı. Ancak, hipnotik olan öğrenciler bu durumdan rahatsız olmaya başladılar. Bu çok tiksindirici olayı çocuklar evlerine gitti ve anında ailelerine öğretmenin ne yaptığını anlattı. Öğretmen hakkında soruşturma açıldı ve öğretmen adalete hesap vererek kısa zamanda tutuklandı. Mahkemede, öğrenciler için hipnozun sağlıksız olduğu ve gerçekleştirdiği hipnoz deneyinin öğrenciler üzerinde olumsuz psikolojik olumsuz etkileri üzerine  1 yıl  ceza evine gönderildiği belirlendi.

Efsanelerden Kopup Gelen Canavar; Ejderha



 Yıllardır varlığının kanıtlanması için uğraş verilen Efsanevi bir yaratık olan ejderha Türkçe'de ise Evren olarak geçer. Çoğunlukla büyüsel veya ruhani güçlere, özelliklere sahip, kuvvetli ve büyük bir yılan veya başka bir sürüngen olarak tasvir edilmiş, tanımlanmıştır. Batı tasvirleri genellikle kanatlı ejderhalardan söz ederken, Doğu’daki tasvirlerde genellikle kanatsız ejderhalardan söz eder.. Ejderhalarınkine benzer özellikler içeren efsanevi yaratıklar neredeyse her kültürde mevcuttur. Hatta ejderha Çin ve diğer Uzak Doğu ülkelerinin simgesi ve önemli bir yere sahiptir. Çoğu zaman iki yüzlü düşmanları belirtmek için 2 başlı ejderha deyimi kullanılır.

Abra: Altay şamanlığında, yeraltındaki büyük denizde (Tengiz) yaşadığına inanılan Ejderha türüdür. Erlik hizmetlisi, timsah biçimli efsane yaratığı. Abura diye bir söylenişi de vardır. Yeşil bir deriye sahip ve tüylerden yapılmış ve örgülerle süslenmiş Abra’nın tasviri, şamanın giysisine asılır. Abra’nın başı puhu tüyleri (ülberk) ile süslenir. Gözü, parlak bakır düğmelerden, ayakları da genellikle kırmızı kumaşlardan seçilmiş yamalardan yapılır. Bunlara, örülmüş dokuz püskül eklenir. Adeta Canavar değil bir süslü hatun :)

Yelbegen: Bu sefer ki efsanevi ejderha türümüz yedi başlı dev ya da bir ejderha olarak bilinen mitolojik canavardır. Yedi başlı Yelbegen, adlı büyük dev varmış, Öç alır ay güneşten, onları yer yutarmış. Büyük Tanrı Bay-Ülgen, aya bakar sararmış, Ayı bitirip yiyen, bu deve ok atarmış. Dev bazan yıldızları, kovalar götürürmüş, Sonra da parçalarmış, ağzından tükürürmüş. Yıldızlar bu azgından, kaçarmış hep göklere, Dev onları ağzından, saçarmış hep göklere. Altay mitolojisinde Ay’ı yiyerek onun küçülmesine (Ay tutulması) yol açan göksel canavar; Yilbüke, olarak ta tanımlayabileceğimiz Yelbegen’in neden olduğu ay tutulmasından sonra Altay Türkleri “Yine Yelbegen ayı yedi” derlermiş.

Yutba: Altay tasarımlarında, Yeraltı Denizi’nde (Tengiz) yaşadığına inanılan, çatal kuyruklu ve dört ayaklı olarak algılanan yılan, yeraltı canavarı olarak bilinir. Hani bir ara yer altı canavarları adında meşhur bir film vardı işte onu örnek gösterebiliriz. Bazı metinlere göreyse Doymadım ırmağının kıyılarında yeşil baldırlı, beyaz göğüslü, büyük kayığa benzer çeneli korkunç canavarlar vardır. Bunlara Yutpa denir. Yutpa’lar Erlik sarayının bekçileridir. Zaman zaman Abra’nın karşıtı olarak kullanılır. Şaman giysisinde, cübbenin bir yanında yer alan, yeraltı canavarı olarak algılanan yılanı temsil edecek biçimde çatal kuyruklu ve dört ayaklı olarak tasarımlanan, kötü ruhlardan koruduğuna inanılan, siyah kumaştan şerit

Türk Kültürüne Ait Doğaüstü Varlıklar


  Tarihimizi iyice araştırdığımızda bugün sıkı sıkıya bağlı olunan bir çok inancın çok tanrılı dönemden günümüze kadar geldiğini benimsendiğini görürüz. Özellikle günümüzde en çok kullanılan ve büyüler ile ortaya çıkan cinler, o tarihlerde Türk kültüründe cadı veya hortlak inancı olarak geçmekteydi. Eski Türk inançlarında doğada bir takım gizli güçlerin olduğuna inanılır, Orhun Kitabeleri’ndeki “yer-su” tabiriyle, Uygurlar’da tabiriyle ifade edildikleri bilinmektedir. Hemen hemen her yerde görülen bu inanç korkudan kaynaklı bu tip gizli güçleri kutsal kabul edilmesine sebeptir. Eski inanışlara göre ve özellikle Babil döneminde Vampirler o tarihe damgasını vurmuştur.

  Doğada olduğuna inanılan gizli güçlere ve fantastik hikaye canavarlarının inanç, evrenin ruhlarla dolu bir alem olarak kabul edilmesi de Türk kültürünün aslında ne kadar doğaüstü konulara inançlı olduğunu da gözler önüne sermektedir. Kötü ruhlara karşı onları koruyan iyi ruhlara duyulan minnet çeşitli ritüelleri doğurmuştur. İslamiyet’in kabulünden sonra da geleneklerini terk etmeyen şaman Türkler sonraki dönemlerde de oldukça sıkı muhafaza etmişlerdir. Öyle ki yüzyıllar sonra bunların İslami gelenekler olduğuna inanılmış soydan soya aktarılmıştır. Hala günümüzde bile bir çok kavim farklı ülkelerde geleneklerini ve ritüellerini sürdürmektedirler.

Victoria'nın Korkunç Günlüğü



  Favell Lee Mortimer mutlu bir kişi değildi. 1802'de Londra'da doğan Mortimer Quaker'ı büyüttü ancak genç bir Evanjelik'le âşık oldu ve görüşmeye başladılar ancak buna rağmen, ailesi adamla evlenmesine izin vermedi. Sonra mecbur başkasıyla evlendi ve Zavallı Bayan Mortimer ile konuşmayı bıraktı. Depresyonda, küfürlü bir rahibeyle evlendi ve adam zamanının çoğunu ağabeyinin evinde saklanmak gibi büyük bir canavardı. O tam bir kötülük abidesiydi. Doktoru onunla tanıştığı, ölmek isteyen tek kişi olduğunu söyledi. Ancak acısını büyük sanat yaratmak için kullanmak yerine, İngiltere çapında çocukları terörize etmeye karar verdi.


  Bu kitapların amacı, Viktoryalı çocuklara korkunç bir yer olan dış dünyayı anlamaktı. Macar domuzcukları sizi domuzlarla öldürür, İsveç haydutlarla dolu ve İsviçre karı evinizin başında çökmesine neden olacak. Ama bekleyin, daha fazlası var. Bayan Mortimer'e göre, İzlanda halkı inanılmaz derecede pis. İtalyanlar düzenli olarak "bıçaklarını çıkarır ve birbirlerini keserler " "cahil ve kötü" Katoliklerdir . "Açıkçası," Avrupa'da hiç kimse Portekiz kadar beceriksiz ve beceriksiz ", fakat hey, Asya'ya kıyasla hiçbir şey yok. Seyahat rehberlerini yazarken Bayan Mortimer, bir kereliğine Fransa'yı ve Belçika'yı ziyaret etmek için yalnızca bir kez İngiltere'den ayrılmıştı . Elbette, muhtemelen başka hiçbir yerde ziyaret etmek istemez. Dünya korkunç bir yer ve muhtemelen en iyisi evde kalmaktır.

Bir Satanist Kızın Hikayesi



  Öncelikle söylemem gerekli ki kimseyle yarışmıyorum! Ve ölümsüzlüğe dair düşüncelerim de yok. Umurumda değil. Yaşamım doğumumla başlıyor ve ölümümle bitiyor. Benden öncesi ve benden sonrası mutlaka var ama kimseye 'Beni yarattı' diye tapmak zorunda değilim. Sonuçta kendi seçmediğim bir yerde kendi seçmediğim insanlarla kendi seçmediğim bir zamanda bir amirin sıkı denetimi altında bütün o çocukça ceza ve ödül sistemiyle ruhumu meşgul etmek... Yaşamak... Ne yaparsak yapalım b..tan! Tamamen anarşi yaşanmalı tüm tanrılar yok edilmeli... Mutluluk ancak o zaman kurulur kucaklarımıza ama her yer toz rengi... Mutsuzluk tozlanmış insanlığın kirpiklerinde. Ben ne kadar konuşsam da boşuna...

   Ne b.k yerlerse yesinler. insanlar ölümle yaşam arasındaki çizgide dizleri titreyerek tanrılarına yalvarırken ben sadece haykıracağım; zorlayarak sapına ve bağırarak sonuna kadar 'Ölümün ve zavallı tanrılarınızın canı cehenneme!' Sanırım aramızdaki tek fark bu olacak... Ben biran önce ölmek için yaşayacağım. Onlarsa tekrar tekrar yaşayabilmek için ölücekler... Ne acı!! Biraz asi patavatsız ve ukala olduğum için insanlar beni sevmez. Ben de onları sevmem zaten. Anyway... Hayatımda sayılı insanlar var. Erkek arkadaşım... farklı bnm için Hayat felsefesine saygı duyduğum ve onların da benimkine saygı duyduğunu bildiğim bu kadar insan var. Daha doğrusu hayatımı tamamen bilen insanlar bunlar.
 
  Ama bu b.. k kentin hepsi beni tanır; o ayrı konu. 18 yaşındayım. Ama inan hiç öyle hissetmiyorum. insanlardan özellikle yaşıtlarımdan nefret ediyorum. Çalışan annenin yol açtığı prensiplerine sonuna kadar bağlı bir cumhuriyet okulunun aşırı soğukluğunun neden olduğu buluğ çağında takılmışlık olabilir durumum. Freudyen de bakabiliriz cinsel tatminsizlik ve ya psikolojik rahatsızlık diye de kestirip atabiliriz. Ama insanların benden rahatsız olduğu kesin! Onlara yapabileceğim en büyük iyilik bir psikoloğa görünmek olabilir. Ama niye durup dururken iyilik yapayım ki? Üstelik iyiler can sıkar.

Dünyadanın En Acayip Amatör Zombi Hikayesi

 Böyle Güzel bir hikaye için Sercan Arkadaşımıza teşekkürü borç biliriz :D


  Aksam isten yeni gelmiştim. isin yorgunluğuyla 2 yumurta yiyip tv açtım. Tv'de haberler vardi ve habere göre bir hastalık ve cok güçlü bir hastalık, çok hızlı yayılan bir hastalık Ve bu hastalık insanlığın %85'inde var. Haber aynen böyleydi. Fazla takmadan başka kanalları gezdim. Saat 23:45 gibi yatagıma gittim.Ama hala aklımda garip sorular vardi aslında biraz düşündükkten sonra uyuyakalmışım, aslında hastalıkla ilgili her şeyi bitti diye düşünüyordum fakat her şey daha yeni baslamıştı. Uyandığımda korkunç bir sessizlik vardi .Saate bakmak için telefonu elime aldim ama oda ne hat cekmiyodu.Ben genede sorun yapmadim saat 9 olmus deyip giyindim tam çıkarken ne goreyim. Duvarda bir el kullanılarak 40 cm kadar kan ile boyanmış .Hemen elimle sicakligina baktim yeterince sicakti daha yeni oldugu cok belliydi. O anda icimde bir urperti oldu aklima dun aksamki haber geldi.

  Ustume rahat kiyafetler giymek icin gardropun yanina gittim. Kiyafetleri giydikten Sonra gecen haftaki hali saha macinda kullandigim cantama ozellikle su ve yemek doldurdum. Oldukca agir olmustu.Ama genede sirtlanip 3.kattaki evimden aşağı inmistim. Evden ciktigimda sokaaklar bombostu. Arabalar var fakat insanlar yoktu hemen hemen her sokakta her yerde kan vardi. Anladigim kadariyla insanlar cildirmisti.O yuzden kendimi savunmak amaciyla dedemlere gitmek istiyordum. Evlerinde illa ki bir tabanca veya tufek olmaliydi. Evleri 3 sokak ilerdeydi. Bende oraya ses cikarmadan gittim 1 kisi bile gormemek cok sasirticiydi. Kapilari acikti ve icersi karanlikti. iceriye sessizce girip duvarlari yokladim. islakti ne oldugunu cabucak anladim. icerden garip sesler geliyodu ve kapiyi aralayip ne olduguna baktim.Sok olmustum cunku karsimda bir zombi vardi. Onu gorunce ne yapacagimj bilemedim..ama. o bana yaklasmaya devam ediyordu, benim aklima gelen ilk sey cantama koydugum bicakla bana tam atladigi sirada vurdum gozlerim kapaliydi ve her yer kan olmustugozlerimi actigimda karsimda korkunc bir goruntu vardi ben hala kipirdamadan duruyordum ama aklima gelince hemen oturma odasina gittim( hani duvara asarlar ya onun icin) odaya gittim gidince iceriye baktim icerde kimsecikler yoktu duvara baktim silah da yoktu umitsizce disari cikacagim sirada aklima bir fikir geldi. Cunku dedemlerde bir sandik var silah kesin onun icindeydi. hemen yatak odasina gittim ama ne goriyim. Siyah uzun sacli bir kiz bembeyaz bir kiyafetler karsimda ama yasama dair hicbir belirtisi yok. Bana dogru yavasca geliyordu ve bir yandanda hirliyordu o hirlamalarin altinda melek gibi bir kiz oldugu belliydi ama amaci beni yemekti o anki züt korkusuyla bicagi firlattim ama denk gelmedi zombi kiz ustume atladi tam hayatim bitt dedigimde bir. el silah sesi duyuldu.Ates edenin kim olduguna bakmak icin kafami dondum 20-22 yaslarinda bi asker oldugunu anladiktan sonra bana acele etmemi soyledihemen sandigi bulup actim desert eagle tarzi bir tabanca vardi hemen aldim ve o askerle disari ciktim disari cikinca farkettim ki 1.90 falan boylarindaydi disarida bir araba vardi askerle biz arka tarafa oturduk. Bir diger ikiside askerdi hemen hemen birbirlerine benziyorlardi.

  Ben o anki heyecanla yanimdaki askere beni nasil buldugunu sordum megersem apartmanda karsi dairede oturuyormus esyalarini alacagi sirada benim sesimi duyup gelmis ve beni kurtarmis.Ona tesekkur ettim ve nereye gittigimizi sordum. Surucu olan asker bana askeri karargaha gittigimizi ve orda diger insanlarin oldugunu soyledim bu habere cok sevinmistim; fakat sevincim uzun surmedi Telsizde gelen mesaj gercekten. mutlulugumu elimden aldi. Telsizden gelen msj aynen soyleydi:karargah artik yok artik herkes kendi basinin cagresine baksin:biippp ve ses kesildi .Kisa bir mutlulugun ardindan bir dehseti daha yasamistim. insanligin yok olmasini izliyordim adeta.. Askerlerle biraz istişhare ettikten sonra oncelik olarak sakin ve zombilerin az oldugu bir mekana gitmek olacakti.Ama once askerlerin arabasina diger arabalarda 2 bidon benzin hortumladik. Artik sehir disina cikabilirdik. Birsey eksikti ama neydi o.. bu dusunceler kafami kurcalarken aklima ac oldugum geldi .. eksik olan seyi bulmustum yiyecek ve su cantami actim ve icindeki 1 ekmegi 4e bolup yanimdaki askerlere ve kendim ayirdim bu gecelik bu kadar yeterdi cunku uyku vakti gelmisti. Gozlerimi hafiften kapattim ve gecmisteki rahat hayati dusundum. Bir fren sesi ve arabaların çarpışma sesi,tek hatirladigim bunlar. Yavas yavas uyanmaya basladim. Hiriltilar gitgide artiyor du.

  Bende hafiften kalkip etrafima bakindim yaklasik 150 -200 kadar zombi ustume geliyordu. Askerlerin olmusmu yoksa sağ mı olduğuna baktım. Hepsi ölmüştü. Bende tabancayi belime askerlerin üstündeki uzi denilen makinali tufegi boynuma astim. Vede son hizla kosmaya basladim. Zombiler yavas yurudugu icin bana yetismelerine imkan yoktu. Yarim saat kadar sonra onlari gormemeye basladim sanki artik beni takip etmiyorlardi. Bir arac bulmanin vakti gelmisti. Otoyoldaki birsuru arabalari arayip kullanma vakti gelmisti. Bu yasima kadar hayatimda araba kullanmamaistim. Artik vakti gelmisti. Bir arac buldum (dobloydu galiba) 6-7 kez denemeden sonra nihayet calistirmayi basardim. Artik yol beni nereye gotururse oraya gidecektim.

Siyah Sigara Dumanı Kaplıcası Nedir ?


  Bazı bacaya benzer oluşumlar, deniz suyu magma ile karşılaştığında su yoğunluğunu kaybeder ve alta çöker. Bu hidrotermal menfezler, neredeyse 370 dereceye (700 ° F) ve daha yüksek seviyelere ulaşan su ve sıvıların püskürtülmesine neden olan bir tür kaplıca türüdür. Demir sülfit yataklarının rengi nedeniyle bacalardan siyah duman çıkartırlar. Bu doğaüstü menfez okyanuslarımızın çeşitli yerlerinde bulunur. Ancak bunların en kuzeydeki konumu, Norveç ile Grönland arasındaki Arctic Circle'da 2008 yılında keşfedilmiştir.

  Bu kümes siyah duman çıkattığı beş havalandırma deliği var. Bunlardan biri neredeyse dört katlı ve şimdiye kadar kaydedilen en büyük sülfid yatağını oluşturuyor. Bu havalandırma alanının keşfi beklenmedik bir durumdu. Araştırmacılar böyle yavaş bir tektonik plaka yayılımı olan bir alanda böyle bir oluşumun mümkün olduğunu düşünmüyorlardı. Deniz suyunun magma ile çarpışması için Deniz yoluyla yol açtığı eşsiz bir manzara diye biliriz.

Kara Denizde Su Altı Nehiri Bulundu


  Karadeniz'in dibinde, koşu bir nehir, ağaçlar ve şelalelerle bütün bir ekosistem olduğu keşfedildi. Kafa karıştırıcı gibi gözüküyor, ancak nehirdeki su Karadeniz'deki çevreleyen sudan daha yoğun ve dolayısıyla daha yoğun olduğu için gerçekleşiyor. Nehrin yüksek tuzluluk derecesi, nehir kıyıları oluşturarak hızla denizden akmasına izin verir. Nehirden geçen büyük miktarda tortu, Karadeniz'e akmasına da yardımcı oluyor.



  Su altı Nehir'i tuzlu ve yeterince soğuk değilse, nehrin büyük hacminin onu karada altıncı en büyük nehir haline getireceği tahmin ediliyor. Sonuç olarak Atlantik Okyanusuna akan Karadeniz'de bu harika ve küçük su altı nehiri bulmak çokta şaşırtıcı olmasa da az rastlandığı için tüm bilim severleri de heyecanlandırdı. Bu keşif, bilim insanlarının su altındaki yaşamı ve bunun gibi fenomenlerin gezegenimizde olmasını sağlayan farklı koşulları daha iyi anlamalarına yardımcı olabilir.

Tektonik Plakaların Etkileyici Yolculuğu


Kuzey Amerika ve Avrasya'da bulunan tektonik plakalar son yıllarda Kuzey Amerika plakası batıya doğru ilerledikçe daha da uzaklaşıyor. Bu etkileyici olay hem karada hem de İzlanda yakınlarındaki iki plak arasında derin dalışlarla gözlemleniyor. Bir çok takım su altı fotoğrafçıları ve bilim adamlarının ve özellikle Alexander Mustard, bu alanı araştırmış ve tecrübesini inanılmaz bir şekilde anlatan bir dalgıç ve deniz biyologudur.

Tektonik hareketler

 Ziyaretçilerin sağlam duvarlar ve berrak suya sahip alanın tektonik plakaların hareketleri sonucu olarak bulantı haline gelebileceğini belirtiyor. Gelecek tamamen öngörülemiyor olsa da araştırmacılar, yılda yaklaşık 2.5 santimetre 1 inç olan plak hareketinin geçerli oranına dayanan tahminlerde bulunabilirler.

Survivor'a Katılmak İçin Iğdır'dan İstanbul'a Yürüdü

 

  Cumali Akgül isimli bir vatandaş defalarca survivor'a başvurmasına rağmen kabul edilmedi. Iğdırdan yürümeye başlayan Cumali yürüyüşünü İstanbul'da sonlandıracak. Yarışmaya katılmak için böyle bir yola başvuran Cumali, bir türlü sesini Acun'a duyuramamış. Cumali bu yürüyüşün ardından Survivor!a katılacağına neredeyse emin ve saten o kadar uzun bir yolu yürüdükten sonra bizce de hak etmiş demektir. Orada ki yarışmacıların bile bunu başarabileceğini düşünmüyorum.

Neden Kabus Görürüz

  Her insan ve hatta kedi, köpekler bile rüya görmektedir. Uykuya daldıktan sonra rem uykumuzda rüya görmeye başlar ve bu rüyaların sadece bir kaçını hatırlarız. Özellikle uyanacağımız zamana en yakın rüyaları hatırlamaktayız. Peki bu başınıza bela olan kabuslar ve karabasan olayı dediğimiz korku dolu anları neden yaşarız.


İki Türlü Kabus Türü Vardır

  İlk olarak günlük hayatımız da başımıza istemediğimiz olaylar gelmektedir. Kimisi kötü anılar ve hayatımızı etkileyen bir çok istemediğimiz olaylar olacaktır. Biz etkilendiğimiz bu olaylar bir süre sonra bilinç altımız aracılığı ile rüyalarımızı etkileyeceklerdir. Bilinç altımıza yerleşen kötü anılar rüyalarımızda farklı farklı şekiller ile karşınıza çıkacaktır. Bu kabuslar genellikle unutulacak ve koşa sürede tekrarlanmayacaktır. Diğer kabusa sebeb olan bir sebep var ki yıllarca sürebilecek türdendir. Dini ve Çin'in rüyalar ve genellikle Çinni rüyalar büyü yapıldığında kendini göstermekte basende tamamen kısa süreli rahatsız edilmelerde meydana gelmektedir. Bu kabus türleri rüya halinde mezarlık, ölü bedenler, pislik ortamlarda kişinin kendisini görmesi anlamına gelmektedir. Durum daha ciddi ise köpekler ve farklı hsyvsnların saldırılarına maruz kalma ve siyah bürünmüş objelerde eklenmektedir. Bu kabusların önlenmesinde en önemli önlemler çünüp yatılmaması, yatarken dua edilerek ve kesinlikle besmele çekilerek uyulması kesin çözümdür. 

  Dini rüyalar ise genellikle kabus şeklinde olmasa da korkarak uyanmamıza neden olan rüyalardır. En büyük sebebi bir günah işlediğimizde yada inancımızda kuşkuya düştüğümüzde uyarı niteliğinde taşıyan ve içinde haya umudu olan insanlara yansıtılan özel bir durumdur. İşlediğiniz günaha tövbe ederek tekrarlanmadığında bir sorun kalmayacaktır. Saten sadece bir kez görebileceğiniz yani uyarılacağınız rüya türüdüt.